olur mu olur

e olur bazen
hiç tanımadığın bir yüzün
usulca sana sokulması
laftan öteye geçmez ya
en büyük yalanları sana sıralaması

e olur bazen
onca yılık yüzün bir yabancı sanılması
buda kim dercesine katı bakışlar
ufaktan ufağa adımlar
geriye kaçışlar

e olur bazen
aşkı bir kılıfa sokmak
bir kapının önünde ömürlük çınar olmak
hataydı deyip
aynı hatayı yapacağını bilebile yaşamak

e olur bazen
umudun yer yüzünden kaçışı
mutluluğun adını bir türlü koyamamak
kuytularda yol alıp
vicdanını satılığa çıkarmak

yaşam

üşüyor karanlıklar üşüyor gözlerim
ellerim rutubetli odaların ceplerinde
muebbetlik yaşamlarla aynı yerde
biri bana yaşadığımı hissettirmeli

şeytani bedenler insani şekiler
toprak kokusu sinmiş üstlerine

gök kubbenin kapısı açık kamış
cennet orada olmalı...

sözcükleri ellerinden alınmış
f tipi hayatlar, özgürlük masaları
aynı hücrede bir gaip yaratıklar
bitkisel bir hayat, yalnızlık bu ola
benim burada ne işim var...

''gençliğime mektuptan'' pişmanım felsefe

...benden habersiz olan bilmese ne olur benim bildiğimi.kısa cümlelerle alimlik etmek lakırdılarla dolu bir yerde sükunetin bir bilginlik olduğunu kendime tembihlemek nasılda acınası yapmış beni.kim olduğumu nerden gelip nereye gidicem bilmeceleri üstüne kafa yormak aslında ahmak eylemiş beni ve ütopyalara dayalı bir varoluş çözümlemesi farklıklar içinde barındırmadan bağnaz eylemiş her birimizi.ama umutluyum demek rüşdünü ispat edememiş bir aklın savunmasından başka bir şey olamamış.kim olduğumu anlayana dek benim isteğim dışında geçen sürenin hesabını kim verecek diye sormak yazgı denen hücrenin içine müebbetlik girmeme sebebiyet vermekte nedense.ve bir eğitim hürriyeti ile yazgı bozucusu olmaya karar vermek kendilik rüşdünü ispat edemeden yanılgılar dünyasının içine hapsolmama neden oldu.mutluyum diyemiyorum kedime ve 5 yılın sonunda evet doğrusunu yapmışım eğer döngüsel bir ruh göçü olmuş olsaydı yine aynısını yapardım zırvalamaları bir türlü geçmiyor aklımdan.aksine ne kadar cüretkar davranmışım ömrümden ve ne kadar yanılmışım ve ne kadar inanmışım onların dediklerine.kendimi alaşağı eden tebessümler uçuşuyor yüzümde akla inat ve onlarla aynı olmamanın verdiği bir garip huzur var içimde.dilimde pişmanım felsefe...

efkarı figan

kefalettimim bedeli idam olmalı
yorgun düşmüş bir ruhta
gizlice acığa alınmalı
sözlerimden dolayı

fikri zirk etmek
sana aşk sayılmalı
uzaklaşmalı benden sen gibiler
kefalletimin bedeli idam olmalı

lakırtılar arasında dolmalı sokaklar
biryelerde birleri aşık olmalı
en masum sözler sevap sayılmalı
kefaletimin bedeli idam olmalı
...

efkarı figan

dün mü yoksa ondan önceki gün mü bilmem
her şey aynıydı
sokaklar ayı
güneş aynı
akşam aynı
yıldızlar aynı
ve aynı kadınlar
aşk bunlara hitaben var olmuş demek
bir deli deyişinden farksızdı
ama kutsu amber gibi olanın orada işini neydi
bir yabancı olsa gerek
ben gibiydi
insanların doyumsuz hazları uğruna
kafese atılmış biri
emsali yoksun bir peri kuşu
ben gibiydi kafesten yana
yalanda olsa tebessümler oynaşırdı yüzünde
kendinden feragatlarla eyvallah çekmekteydi herkese
ama bedenine uzaktaydı gözleri
kaçmaktaydı gözleri her şeyden yana
bu olmalıydı maşukun derdi
aşkı dert eylemiş kişinin derdi

...

annemim duaları vardı
ismimle başlayıp ismimle biten
bir yakarış gibi
duaların sahibine

iyi evlat olmalıydı
yıldızlar, güneş, gök yüzü, yağmurlar iyi olmalıydı
iyi olmalıydı yaradanın yaratığı her şey
özünde iyi olanın dışa vurumuydu her şey


herkes dualarında yakarıştaydı
tövbeler deli bir nehir gibi
peki neden?

bir şeyler duyuyordum
ne doğusu ne batısı
isimsiz boşluğun noktaları

onlarında anneleri yakarıştaydı
neden ki?
yanlış bir düzenin düzen olmadığını söyleyenlerin anneleriydi
arzu ve şehvetlerin peşinde koşanların anneleriydi
suskunluğun bir düzen arzu hali olduğunu bilenlerin anneleriydi

acı

kalpsizlerde midir aşk
var mıdır
rengi kokusu nasıldır
sana benzer mi

hiç sokuldumu teninin yamacına
korktun mu hiç
zehire bezer mi acısı
yoksa açlıga mı benzer

geznir mi bizim muhite
yoksa yaban ellerin midir o da
herşey gibi
konuşkan mıdır senin gibi
yoksa dilszimidir onlar gibi

tam insanlaşalım derken neden çıkı verir
ve ansızın kim olduğunu bile söylemeden kilitler seni an en bedbah hücreye
sen en aciz heldeyken bunu yapar
düşman olsa gerek bana sana bize

neden dir tasvirlere saklanmıştır
tasavvurda hayat neden bulmaz
yok olsa gerek cismi

yalan

sevmeden sevişmeler neyin nesi
bir yapboz her halde günahlar
saklı parçaları
sevişmelerde namahremliği biter
ve gün yüzüne çıkar

gidişlerde saklı tutulan sevgi sözcükleri
benim lisanımın malı değil demek
yalanda olsa senin varlığına şükretmek
bilmem ki neyin nesi
insan olmada gizli nedeni mi

sen desem sen desem

ilmik ilmik göz yaşlarım
keşke ilişmese birbirine
vuku bulsa kapanmış gözüm
sen dese suskun dilim
ifla olmaz bir azap olsa
sen desem sen desem

bir kır çiçeği olsan sen
ulaşılmaz olsan
senin yoluna düşmüş
kendini unutmuş
sen desem sen desem

bir yaraya merhem
bir derde derman olsan
isterse rivayet olsan
ama beni benden alsan
sen desem sen desem

görülmemiş duyulmamış olsan
yüce hirada tek gonca sen olsan
bir azap olsa senin yolun
ufukda olsan bir o kadar yakın bir o kadar uzak olsan
sen desem sen desem

dualarımda ismin olmasa
ama yaratan bilse seni benim dualarımda
ve alsa canımı senin uğruna
cehennem olsa senin cennetine komuşu
sen desem sen desem
...

bilmem

kaçışıyorlar
karşılarında hiç doğmamış günahlar
bir piç gibi ruhlar
akılsız mı kalmışlar nedendir

ve bir kaç çocuk kucaklar olabildiğince günahları
matıksızmıdır nedir nasıl sahiplenir
bir oyun sansa gerek

bir anne aklı hiçlikte
nedendir bilinmez kalbini bırakıyor evladının önüne
ölüm belkide sevginin en yücesi olsa gerek bir annede

ve bir kaç kaçışan adam
şehvetlerini üzerinde aklın yolunda

korkaklık ölümle eşdeğer olsaymış
suskunluk belkide ihtiyarlıkta vuku bulmazmış

...

ruhum saklı kaldı
kimim ben
yalnız doğan ve ölen birimi

...

yarım kaldı her şey
bitmesini istemediğim bir hayat
ve son
nasırlaşmış ellerim yüreğim gibi
yorğun gözlerim suskun dilim
erken gelmenin pişmanlığında olan ben
nasıl buraya geldiğimi bile bilmeden gidiyorum...

ey insan

ne oldu el açmaktan yorulmadın mı hala
demedim sana, sana göre değil bu dünya
doyma güdüsü olmayan yaratıkların sana verebileceği ne olabilr
sen onlara el açmışken
usulca alır senden gökleri, maviliği, yeşiliği
kendisinin olmayan onca şeyi kendi adına senden usulca alır
ve hesap sormana izin vermez bazıları
senin varlığının garantörüdür sözde onlar
senin varlığın adına varlığını alırlar senden
bir şeyler olur yineden dünyada
birileri ses çıkarır senin adına benim adıma onun adına kendi adına
dejenere olmuş o yapılara karşı el kaldırır
sen gibi değildir o el açmaz el kaldırır
iradesini ortaya koyamamış varlıksızlara inat
ortaya çıkar
ve bizden olmayanlar çıkar ortaya, senin el açtıkların
kendi varlıkları adına alırlar onu bizden
sen hala el açmaya devam ederken
suskunluğa bürünür dünya
ta ki bir çocuk çığlığına dek
sen hala el açmaya devam ederken,
senin bildiğin onca şeyi yok ederler
bir çok değerini senden alıp
yeni şeyler getireceklerini sana vaat ederler
sen akıl erdiremediğin şeylerin mutluluğunda olduğunda çok geç olur ...
suskunluğunu boz el kaldır ey insan

elveda

bırakın yağsın yağmurlar toprakla sevişsin
suskun dudaklar damlara muhtaçken
aldanmak sözden ibaret olsun dudaklarında
ve yaşanmışlıklar gidişini anlamlı kılsın bende
korkusuzca bir elveda de
benim tenimde sen varsın ,senin gözlerinde ben
saklı tutum tenimi güneşi görmeden
sana ihanetten korkar el ve ayaklarım
ama göçebe bir kuş gibidir ruhum
her elveda sonrasında seni arar her tende
bir yerlerde bir şeyler olur her gece
uykularım haram olur nedense
biri rüyalarımda sana dokunur gizlice
çalar bende ki senin tenini
ve gözlerinde yok olurum ben
zehir olur geceler gündüz gibi
ama yaşatır senin elvedaların beni
beni arasın sende benim gibi

...

içimde bir yer kanıyor
saklıyorum yastığımın altına gizlice
çünkü
bizde sevişmeler günahtır
ütopyalarda sevişiriz biz gizlice
ve
ölümle aynı adı taşır aşk bizde
boğaza bağlanmış bir ilmik
ruh öldürmek istercesine
tabure de var olmamış günahın ağırlığı
alsa'da varlığımızı bizden amenna demek gerek bizde
toprak anlaşmıştı bulutla
ihanetteydi insana
güneşi kaçırmışlardı insandan
hemde
bir güzelin kılıfında insanlar arsından
aldanmış olan insan tabuta arar oldu güneşi...

...

bazıları seni anlatır
bazıları beni
ama o anlatan birileri
beni sana hiç anlatmamış beli

...

aynı dili konuşsakda
farklı lisanların insanıydık ikimizde
aynı harflerden oluşsakta
farklı adlardı bizimkiler
aynı duyguyu yaşasakta
aynı yolda gitmiyendik biz
ben ruha vurğun
sen ise bir bedene,kefenlenme gunune dek
bir aşk farklı kıldı bizi
ama
aynıydık ikimizde insandık işte

figan-ı aşk

Tanrıyı aklama girişiminde bulunsalar'da, ben hala içimde ki Allah sesini susturmuş değilim.
Tom Robbıns bir sözü gelirdi aklıma paradokslara düştüğüm günlerde hep.''Mükemmel aşkı yaratmak yerine, vaktimizi mükemmel aşklar arayarak heba ettik'' deyişi pişmanlık uyandırıyordu bende.
Çocukken duyduğum ayetleri hatırlamaya çalışırdım mükemmel aşkı yaratmak için fakat korkularım izin vermezdi bana.Suçluluk hissini atabilmiş değilim üzerimden hala.
Annem elin kızı ne bilsin bizi yabandır bize anlamaz bizim geleneğimizden derdi hiç kulak kabartmazdım ona.
Çünkü ait değildim ben buraya ve beni ben yapacak mükemmel aşkı bulmuştum.ve onun sevdası sürükledi beni bu yolculuğa .hiç arkama bakmadan terketmiştim her şeyi.bana benden daha fazla değer verenleri kendi göz yaşları ile bırakmıştım.gençliğin verdiği bir deli duyguydu belkide bende ki anlam vermeksizin terk etmek istiyordum bütün kabulleri.
belki bir aşk her şeyin sebebi olmalıydı dercesine isyanlardaydım beni var eden her şeye karşı.
86 kışının en soğuk bir mart ayında şimdiye dek yola çıkmayı çok geç saydığımda terk ediyordum bu şehri bir bavulum bile olmadan istanbulu.
Bütün yalanları, sefaleti, art niyetleri ,sapkın ve faydacı fikirleri terk ettiğimi sanma yanılgısı içinde.nerden bilebilirdim ki bunların insana özgü insanın olduğu her yerde olduğunu nerden bilebilirdim ki.
içimde bir ateş yanmaktaydı ki sönmesi için gitmem gerekiyordu hissi ve aşkın bir bahanesi götürdü beni.
dökülmez oldu göz yaşları gözümden ve kal demesini beklerdim bu şehrin bir anne bedduası gibi olmalıydı.
tren garında yalnız ve sahipsiz bir kedi gibi birinin şevkatini istiyordum ve birinin dudakların gitme insanın olduğu hiç bir yerde huzur bulamazsın mutlu olamazsın .oraların binaları, sokakları , meydanları sayacagım onca şeyi farklı olabilir lakin insandan kaçıp insanın yanına gidiyorsun sözde kalan bir aşkın peşinden.demesini beklerdim birinin burda kalmıyacağım halde .
boş bakışlar arasında bir vagona binip kalkış vaktini beklemeye koyuldum.dolmaya başlıyan vagonlardan .yamacıma sokulan gülüşme sesleri beni içten içe kanatıyordu .kimse ben giderken gülmüyordu hele ki annem ağlıyordu.hiç düşünmek istememiştim lokomotifin arka sıralarında geçmişi anın duygusunu seyirde bırakıp geleceğin bir başka olacağını hayal etmekten başka.
Ama annemin feryadı gitmiyordu gözümün önünden bir anda olsa.anlam veremediği terk edişimin bir nedeni olmalıydı onun için.Aslında bir çok nedeni vardı kendimce ama korkuyordum o nedenleri sıralarken onuda yadsımaktan.
bir yabancının aşkı annemi ezip geçmişti belkide annemin gözünde.
uzun ve mutsuz bir yolculuktan sonra onun toprağına ilk adım atığımda onu görmek ve sahiplenisi bir sarılışla bana dokunması, hiç bırakmıyaçakmış gibi. mutlu etmişti terk edişlerimi.uzun zaman olmuştu onu görmeyeli sanki biraz değişmiş gibiydi ama o mavi gözleri hala gülümsüyordu bana hasreti gözlerinden beliydi.titrek ve heycanlıydı elleri.hiç bırakmıyacam dercesine sıktıkça sıkıyordu ellerimi.
bir kaç saat sonra şehirde ki evine vardık rêve'nin.rêve'nin dört duvar evinin annemin evinden bir farkın olmadığını anlamam fazla sürmedi.
Dinlenmem gerektiğini söyledi neden diyesim gelmişti bir anda.neden!
Ben buralar için her şeyimi terk ettim arakama bile bakmadan .neden benden zamanımı çalıyorsun. beni sana aşık eden dünyayı göster bana onu, sizden olmalıyım biran önce demek geliyordu içimden ama korkuyordum bir yerdede.
Ya terk ettiğim her şey burdada varsa o insanlardan o yapılardan o bozuk düzenlerden burdada varsa .o zaman ne yaparım ben .
korkunun pişmanlığında uykuyu seçmek tek çareydi.Her şeyi unutup yeniden doğacaktım uyanışla.o uyku yeniden doğuşum olacaktı buna ınanmalıydım.bu yaşıma kadar hiç bir inancım olmamasına rağmen bu benim ilk inancım olmalıydı.
Kendi odasına götürdü beni.dar bir salondan sonra .yüksek tavanlı, büyük pencereli, geniş bir oda ve büyükçe bir yatak .ilk inancım için güzel bir yerdi.kimyasal bir öpücükten sonra uyuyup yatmamı tembihledi.Akşam yemeğinde kaldıracagını söyleyerek çıktı.
bu sıralar çok yalnız kalmaya başladım diyerek yeniden var olma umuduyla sokuldum yatağın için .rüya ve düşüncelere karşı kendimi şartlıyarak...
ne kadar uykuda kaldığımı bilmeksizin.yine o şeytani kahkahalar bir anda irkilti beni ve varoluşumu ben çalma çabasından başka bir şey olamazdı.
kulak kabartmaya çalıştım ama ne fayda yabancı bir lisanın, kulaklarımda boş bir uğultudan fazla bir farkı yoktu.
bu sefer söz vermiştim kendime sağlam basaçakım yere.ağır ve hantal adımlarla salona doğru yol aldım.
reve'nin yanında tanımadığım iki kişi vardı.koyu bir sohbete girmişler ve kahkahalarla sanki dostluklarını pekiştiriyorlardı.benim yanlarına sokuluşumun bile hiç farkına varmadılar.
reve hemen toparlanıp işte bu benim büyük aşkım diyerek ortaya atıldı.tanıştırayım dedi bu demon diğeri ise camarade dedi.içimi huzursuz eden bir şey vardı onlarda .sesleri ,gözleri huzursuz etmişti beni.
demon , uzun saçlı,uzun boylu,mavi gözlü ,gayet güzel giyimli yakışıklı biriydi belkide tipik bir alafranga erkeği gibiydi.yanında sevgilisi camarade ise esmer uzun boylu ve uzun saçlı çok güzel bir kızdı ama garip bir şey vardı içimde onlara karşı garip bir huzursuzluk.belkide benim reve'me benden daha yakın olmaları canımı sıkmıştı .belkide bende ki anlamsız bir kıskançlıktı.
reve onlara beni anlatmaya başladı.nasıl tanıştığımızı.nasıl aşık olduğumuzu ve nasıl onun peşinden sürüklendiğimi.bana sadece onaylamak düşüyordu sanırsam.
ve onlar sanki ilk defa dinliyormuşcasına evetleri arka arkaya tekrara ediyorlardı büyük bir iştahla.ama bazı noktalarda o aslında öyle değil demek geliyordu içimden içgüdüsel bir tepkide bulunasım geliyordu lakin susuyordum.
sınıftan arkadaşım mensonge bizi tanıştırmıştı.babası fransız bir diplomat annesi türk gazeteciydi.çok iyi fransızca biliyordu mensonge.okulda iyi anlaşıyorduk ve ikimizinde felsefeye yoğun bir ilgi alakası vardı.okul çıkışlarında bolca felsefi tartışmalara yapardık yeni bir şeyler üretmek adına.o benim inancımı ben ise onun inancsızlığını anlamaya çalışırıdım belkide bu bizi bu kadar birbirimize yakın kılmıştı.bir gün fransadan arkadaşlarının gelecegimi söyledi ve onlarla tanışmamı istiyordu.bizim gibi onlarında felsefye ilgili olduklarını dile getirmişti.1789'dan ve o aklımı çalan filozoflardan gelen bir ilgi vardı hep fransaya karşı.belkide geleçek o kişiler bunun nedenini bana anlatabilirdi dercesine ve büyük bir iştahla gelecek kişilerle görüşmek istediğimi sıklıkla tekrar ettim mensonge'ye.onlarla görüşme günü gelip çatığında bayram gününün mutluğunda olan bir çocuk gibiydim.ilk defa bu topraklardan olmuyan hemde benim olmak istediğim yerden gelenler vardı benim yanıma.mensonge dersten sonra beyazıt meydanında onu beklememi temihledi otelden onları alıp gelicem dedi.dersten bitmesini iple çekmekte ve onların nasıl olduklarını merak etmekteydim .derst sonunda hızlı adımlarla beyazıt meydanında soluğu aldım bir muddet bekledikten sonra mensonge ve yanında üç kişiyle bana doğru geldiklerini gördüm içimiçime sığmıyordu sanki ve mensonge geleçek olanların kız olduklarını hiç söylememişti.hem şaşkın hemde sevinçliydim galiba kardeş duygulardı bunlar.tebesumler havada dans ederken bonjour kelimesi ile bir anda kendime geldim ve bildiğim yarım yamalak fransızcayla onlara karşılık vermeye çalıştım.mensonge bu ahmet dedi ve diyerlerinin isimilerini sanki kulağıma fısıldarcasına söylemeye başladı mystere, enigme ve reve.sanki içlerinden birini seçmem gerekeiyormuşcasına bana bakıyorlardı.belkide seçmem gerekiyordu bende reve'yi seçmiştim ve ondan alamıyordum gözlerimi.sanki ihanet ediyordum diğer ikisine ama reve farklıydı, sanki onsuz yoktum ve onun varlığı görünür kılaçaktı beni dercesine sokulu vermiştim onun yanına diğer ikisine sırtımı dönüp.zamanı beraberce öldürdük yarına sözleşipte ayrılana dek.reve'nin güzelliği ilk defa benim için yarın belkide tüm geleceği anlamlı kılmıştı.

...

eğer gebeysem aşka
umutsuz yarınlara inat
dik tutarım başımı
bir başkaldırıdır benim kisi
kaderi alaşağı etmenin
mühürlenir dudaklarım
suskunluğun verdiği dilde konuşmak için
bir varoluştur yeniden
aşkı doğurmaksa amaç
sancılarım aşar beni
bir devrim slagonudur feryadım

...

dün gece öldürdüm birini
tıpkı sen gibiydi o da
kaderinin intiharında
yaşamın sancısındaydı
mevsimleri bilmez
güneşi görmez idi
bir şaraba mahkum
iki dudak arası bir aşktı onun kisi
benzerdi sana aynı dertten ötürü
sen bir hiçe o geçmişe sevdalıydı
muzdaripti şeytandan yana
yenildi bir gürgen ağacına

...

uçurtmalar gezinirmiş gök yüzünde
birilerine elveda dercesine
sen esen rüzgara sevdalı
ben elvedanın öfkesinde

...

annem'im yad ettiği özlemlerdi
benim hayatım
babamın aradığı huzurum
saklı kalmış rüyalarında
varlığına gebeli bir olgu
ne sözdeydim nede görünürde
saklı kalmıştım bilinmezlikte
bir kelam da ol diyene dek.

karayel

uzun bir yolculkta
bir sen vardın birde ben
karayellerin bolca olduğu yerde
gel gitlerdeydik ikimiizde

sıgınaçak bir limandın bana
demir atmayı bile ben bilmezken
açmıştın koynunu bekler gibiydin beni
sanki bir karayelline getir dercesine sevdiğimi

herkezin sığınagı sen
bana düşman kesilirdin bazen
ben karayellini dost edinirdim kendime
sana düşman kesilirdim o günlerde

gitmek isterdim ya bazen sonsuz maviliğe
düşmanını dost belerdin benim için
bense düşman kesilirdim karayele
sırf hasrete düşelim diye...

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

susma
sesizliğin bir nedeni olmalı
konuşmanın ve susmanın oduğu gibi

korkma
yanılgıların bir nedeni olmalı
olanların ve yapılanların olduğu gibi

kaçma
gidişlerin bir nedeni olmalı
gidişlerin ve dönüşlerin olduğu gibi

ağlama
göz yaşlarının nedeni olmalı
gök yüzünden düşen damlalarda olduğu gibi

...

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

kurumuş yaprak topladım sana
umutsuz günlerden kalan
uzun zaman oldu belkide
unutmak umudu umutlandırmakmış
yeni yeniden dercesine
sana geliyorum
umursamaz adımlarımı geride bıraktım
herşeyi sana getirmek için
ismini getiryorum sana
herkez bilsin diye seni
kendi adımı bile unutmuş olarak
dilde bitmeyen o adla
sen sen diyerek sana geliyorum
...

...

vardır gebelik mayasında
biri ölüme biri doğuma
bir döngüdür bu ya
geldiğin gittiğin yer hayrola

...

suskunluğun verdiği güvenle yalnızlar tepesinde erdemli bir duruş sergiliyorum doruk noktasında bir piç gibi.

...

neyledin dünya bana
ben neyledim ki sana
sen beni ettin ya benden
seni senden edende elbet çıka

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

hasrete düştüm
derinden bir ah edip
annenemin dilindeki masalar
ve babamın beni anlatması
hasrete düşürdü beni
86 martında onları ilk kez görmeme ragmen
mart ayında ki o unutulmaz kışın sogunu özler oldum
sobanın sıçaklıgının verdiği hayatı
bir ekmek için çekilen uzun yoları
aydığlına hasret düştüğüm gaz lambasını
özler oldum
onların varlığını bile bilmeden
bir gün biriileri çıkıp onların varlığını yadsıyan şeyler getirdiler bana
bak bunlar sen diye
giden yok gelen var dercesine
zamansalık teorilerin zamanı ortadan kadırp anı ortaya sunması gibi
senin varlığın anın içinde bulunanlarla sınırlı deselerde
inançların bile beni var etmediği günlere inat
ben 86 martında bir gaz lanbası içine annemin ve babamın sözleri ile sıkışıp kalmıştım.

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

unutulmuş zamanlar
eskimiş objeler gibi
bir kıvranma çaresizce
ve sesizligin verdiği bir yanılğılar dünyası
umutsuz bekleyiş
seni senden alan bir bakışı yakalama hasreti
gayred'te olmama ama, amalar
ben olama durumda ki
olamama durumu
sadece son söz
gidiyorum demek için
bütün bu çabalara
kansız savaşların olduğu bir dünyaya
ama amalarla yakalamam gerek o gemiyi
son sefer
ve bu son şans
kaçırma gözlerini benden
belidir gözlerinden
bilirim
bu dertten
bir sende var bir bende

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

Ben mi yaratım günahı
Beni suçluyorsunuz
Dokunun vicdanınıza
Hiç sahiplenmediğiniz günahlarınız orda duruyor
Suçlu bulmayın beni
Ben günahkarım Zatı vücutta
Neden diye hiç sormayın
Bilseydim kabullenir miydim bu kılıfı

hayat

yoldasın
bin türlü musibetin olduğu yerde
korkunun sana eşlik etiği bir yolda
başlangıcını ve bitişini hiç bilmediğin
bir birinden beter yaratıkların olduğu
açlığın doyumsuz olduğu bir yolda
bin kez ölüp bin kez dirildiğin
göz yaşları ile bedenin çürüdüğü
son ile başlangıç arasında bir yolda
hayat'dasın işte

yanmak

yanmak değildir
ateşin içinde bulunmak
yanmak dert edinmektir
sorun etmek yanlışları
olmaması gereken ve olanları
susmamak gerek
yanmak için
elini masaya vurmak gerek
sonunun ne olacağından korkmadan
kendinden vazgeçmek gerek
yanmak için
çünkü yanmak var olmaktır.

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

indirin minareleri, kaldırın mihrapları
sussun beş vakit hu hu eden kuşlar
örtün mabetlerin üstünü kimse görmesin
taş duvarlarla örtün kapıları
onlar sizi yok saysın
ve bekleyin!
bekleyin bir kelamda taş duvarları geçenleri
bekleyin bir secdede toprağı yaranları
bekleyin bir sese milyarları koşturanı
bekleyin!

bacalar

bir yaşam düşünün.
evet düşünün korkmayın düşünmekten
nasıl mı?
aldığınız her nefesin sizi yaşattığını sandığınız lakin sizi ölüme götüren bir nefes
ah etmekten iç çekmekten muzdarip olmuş.
o an yaşadığı bir nefese muhtaç bir yer
düşün!
sefaletin diz boyu olduğu.
iki sıvasız duvarın bir ev olduğu
Muhtaç olduklarını düşündükleri çarkların yanına çömelmiş bir hayat
ve o çarkların var etiği bacalardan dışarı püsküren bir azrail
ölümün her nefeste içlerine girip çıktığı bir hayat
uzaklarda aramayın
bir nefeslik hayatlarını.
nerede diye düşünmeyin düşünen sizler
bacaların çevresinde bir viran hayat
orası dilovası

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

uzun zaman oldu görmeyeli
unutmuş gibisin beni
bakışlarından belidir benim yerim sende
lakin hiç hasret yok gözlerinde

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

kurut göz yaşlarını
koy günlüğünün arasına
gün gelir onları arasın
en masum taneleri
ilk aşk için olanları
bir daha dökülenler benzemez ona
o ilktir
her aşk benzemez ilk aşka
o en safı en temizidir de ondan
gün gelir arasın onu
kalsın bir köşede...

sendin o

geç kalmış zaman inat
beni seven
aşkı mecburiyete bağlayan
bir bakışla bana bakan
hiçbir menfaat düşünmeyen
o siyah saçlı güzel
sendin o
ve
sendin o
yanarsa yansın dünya ben mutluyum diyen
maşuğa giden yolsa ölüm, ölürüm diyen
beni benden ibaret sanmayın o da ben diyen
sendin o ...

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

kurumuş dallar
bu elde ne var
geç kalmış zaman
oy aman aman

aşka mektup

vazgeçtim
zor oldu ya,artık yokum
dedin ya diyeceğini
o an oldu olan
bir gözlerin vardı bende birde sözlerin
sözlerin öldürdü gözlerini
o insafa gelmeyen sözlerin
sevmem artık yemin olsun
boş bir plak çalsın dursun bende
bulurum elbet birini
senin yerini tutmaz ya,neyse
sende bul birini bul ki unut beni
söyleme o sözleri
öldürme birini daha
ben unuturum alışkanlık oldu bende
ya benden sonra ki unutmazsa seni
olan o zaman olur bana ya...

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

insandan ibaret ben
insanlardan ibaret sen
çoğul ekine bağlı bir hayat seninki'si
öz ve özneler arasına sıkışmış
belirsiz hayat
sanki ben benden ibaret dercesine
inadına hapsolmuş bir hayat istercesine
yalandan da olsa
çabaladım diyen
senler'den ibaret bir hayat sen

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

gezindim insan dolu sokaklarda
ne kadar yalnız olduğumu görme hevesi ile
ne garip insanlar gördüm ellerinde kendi varlığını teyid eden silahlarla
gözlerini kaçırıyorlardı herkes'den
bir garip korkuydu belkide onların ki
sevmeyi unutmuş olmanın verdiği korku
sarmıştı her yerlerini
bir selamdan kaçar olmuştu hepsi
sevginin köhne yapılarını terke edip
dünyevi saraylara mahkum olmaları nedeni ile

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

gizlice dualarına girerler
sen hiç farkına varmadan
bin musibet'den bin beterdir onlar
içinde gezinir dururlar
bakınıp durma aleme
zahir değildir onlar
alemde değil sendedir onlar
evvelin onlarındı
yarını heba eyleme onlara
sus hiç konuşma
yaradan duyar sesi
dile gelmemiş dualarda .

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

hasbi hal etmek gerekir
kendi başına
yamacında kimseyi barındırmadan
bir uçurum kenarında
esen rüzgarların seyri ile
yalnızlığın verdiği acı ile
isterse abdal eylesin herkes seni
dik durmak gerekir istifini bozmadan
bir beklenti içinde olmadan
yazmak gerekir
yazmak için

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

kırarım kavramları
kavram cambazlarına inat
lakin kör akıllar anlamaz beni
bedbindir biri bininden beter
doğrunun tekliğini yadsıyanlar
bir dansözün oynaklığından bin beterdir kıvraklıkları
bin delalet'den birini gösteririm
beşerin işi değildir bunu anlamak
varlığını aşmış
insan olan anlar

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

ben geceyi gündüz edenlerdenim
ne aşktandır nede meşkten
bir garip haldir benimki'si
ne yıldızlara bağlıdır nede takvime
güneş takibimdedir nedense
ben kaçtıkça kovalar beni
ömrümü bitirmek istercesine

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

o da insandı
emin olun o da insandı
kördü, sağırdı ama insandı
dilsizdi, ayaksız ve elsizdi ama insandı
bilmezdi bildiklerinin doğru olduğunu
bilmediklerinin doğru ve yanlış olduğunu bilmediği gibi
tıpkı siz gibiydi o da
tıpkı ben gibi
insandı o insandı
korkularının kimi zaman onu kör ettiği gibi
isteklerinin kimi zaman onu sağır ettiği gibi
dilsizdi kimi zaman tüm yanlışlara inat
ayaksız ve elszidi kimi zaman
siz gibi ben gibi
insandı o insandı

BATI

And olsun ki yapıcam
ilkin bir papaza gidip
günahlarımı onun omuzuna yükleyecem
sonra huzuru arayan Ademi beşere, huzur dağıtıcam canları pahasına
yok edicem insan için var olanları yok edicem
günahsızlığın verdiği rahatlıkla
ve yeniden kurucam dünyayı
egolarımı benden almayan papaza inat
görenleri, duyanları hayrete düşürecek bir şey yapıcam
Cehaletin beşiğinde bir medeniyet kurucam...

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

Ben her gün ölürüm
herkes gibi
ama ben bazılarından farklıyımdır
bazılarının benden farklı olduğu gibi
nedenini bilirim bazı şeylerin
benle aynı olur bazıları nedenlerden ötürü
ve bazıları bilmez nedenleri
neden öldügünü bilmez
neden yaşadığını bilmediği gibi
ama ben farklıyımdır nedenlerin bilgisinden ötürü...

dua

şirkin ince çizğisindeyim
kurtar beni yarab
bilmiyorum ölümden sonrasını
ve sana sıgınıyorum
korkularımı geride bırakıp
ilk günkü gibi temiz olmadığımı
biliyorum
ve ilk tövbemde ki gibi samimi olmadığımı
ama korkuyorum
ölümden değil
yok olmaktan hiç değil
ne yapıcağımı bilmemekten korkuyorum

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...


pervasızca bekleyişler
son bulmayan
bir kış yağmuru gibi
belirsizlik bir romatizma gibi
bir yerlerimin sızladığı geceler
kulağımın pasını alan bir keman sesi
ruhumun içine defalarca saplanan hançer
ve ben hayatın ne anlam ifade ettiğini
çoktan unutmuş bir halde
sesini duymayı bekliyorum...

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

bir kaç damla göz yaşı dökeceksin
ben bu şehri terk ettikten sonra
yalandan da olsa
üzüleceksin
senin için kimse merak etmeyecek hava durumlarını
sokakların nasıl güvenilir olduğunu
ve kimse senin için hiç bir ideolojinin onu var etmediğini bildiği halde bir davanın en radikal savunucusuymuş gibi atılmıyacak kavgalara .
ve sen anlam veremediğin duygu durumlarından kurtulup'ta beni aramaya başladığında geç olacak.
varlığın ve yokluğun olmadığı sonsuzlukta olmuş olacağım
sen ise hala dökmüş olduğun iki üç göz yaşının kederinde
geç kalmanın pişmanlığında olacaksın.

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

Beklenmedik bir anda
beklenmedik bir yerde
bir drama gerçekleşir
ve baş rolünde sen olursun
kendini ispatlama saplantısı içinde
içinde ki hayvanı gün yüzüne çıkarırsın
acımasız bir yaban olursun
ve tatminkarlığın eşiğine dek
bundan utanç duyarsın hala insansan
yada biri eş edinirsin kendine
günahına ortak bulurcasına


tolstoy: "eskiden önce orospularla yatıp sonra aile kızlarıyla evlenirdik, şimdi önce aile kızlarıyla evlenip sonra orospularla yatıyoruz."

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

Bana kim sordu, ben var olurken
günahı ben mi yaratım
ben mi var ettim şeytanı
hesap günü gelirde
hesabını benden bilirsin...


ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...


Ben doğmuşum
Babamın öldüğü gün
bir akşam vakti
annemle beraber doğmuşum kuytu bir viranede
babamın gürgen ağcın'da can verdiği gün
bir türküyle doğmuşum
bir sloganla var olmuşum
özgürlük koymuş adımı annem
göz yaşları ile yıkamış beni
bilmeden büyümüş um babamı
ve bir gün sordum ona
bir gazete verdi elime annem
kana bulanmış bir gazete
eskimiş bir gazete
bu baban dedi bu babanın kefeni dedi
68 tarihli bir gazete

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

Ölmeyecem bu sefer
dört duvara kefenlenmiyecem
yeniden seveceğim
inadına değil mi lan
inadına sokulacam bir fayişe nin koynuna
ama ölmeyecem bu sefer
çünkü sevmiyecem bu sefer

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...


her şey bitter bazen
aralara birer virgül ve son, nokta
istekler geç kalır
bir şeyler önceden yol almaya başlamışken
ve sen virgüllerle uğraşırken
hiç beklemediğin bir anda
olmak ile olmamak arasında iken
ve sen hala virgüllerin derdine düşmüş iken
birileri noktayı koymuş olur...

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

sen yaratın beni
ekatarina
var olduğum gibi temiz kalamadım senle
günahı bilmeyen beni bilir eyledin
ve sevdim dedin
kendine kul eyledin
neyi neyler demedin
neler ettin
ama en büyük günahı bana sen öğretin
seni sevdim dedin
inandım hiç sormadan inandım
kusurlarını görmeden inandım
neden olduğunu bilmeden
ilk günahı sen öğretin
bende seni sevdim dedim
var oldum günahla masumiyetimin kaybolduğu yerde.

...















insanın ölümüne ağlıyordu isa
musa vurdu asasını kana suzamış toprağa
ve yola düştü muhammed
insanın ölümüne ağlıyordu ayşe
aliyi gafilçe vuran hançer suskundu
ve ayşe aglıyordu hüseyin için
toprak yine kana susamıştı
habil ve kabilden sonra
adem yasak elmanın gunahnında
toprak kana suszlugundaydı

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

bir şehir düşünün geceleri bir fayişe
gündüzleri masum bir melek olsun
aşkların en kutsalın yaşandıgı bir şehir düşünun
geceleri satılaga çıkarsın aşklarını
ve kimse bilmsein bunu
geceleri şeytana peşgeş çekilen bir şehir düşünün
adını siz koyun
adı istanbul olsun

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

bir fayişeye vurulmuş gönlüm
hiç bana sormadan
yanar olmuş volkanlardan bin beter
hiç bana sormadan
suya muhtaç dudaklarımı, gözlerim doyurmuş
hiç bana sormadan
dinledigim şarkının notalarındaki oylanklıgından
bin beter bir guzele vurulmuş arsız gönlüm
azabını çeken bana hiç sormadan.

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

Bırakın inandığınız Tanrıları
Şeytanları çiğneyin geçin
Korkmayın onları ezmekten
Siz korkmazsınız ki !
Her gün aynayla yüzleşen
Hiç korkmadan kendini seyreden siz
Bırakın korkularınız sarsın sizi
Hiç farkında olmamazlık'dan gelin
Ve Tanrı yeniden yaratsın insanı size nisbet, İnsan yeniden var olsun...

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

ruhunu şeytana satmış bir fayişe gibi korkullarıma bağımlı her şey .mutsuz fısıltılar ala bildiğine diz boyu.bazen aşk fısıltıları korkuyla kol kola girer sarar etrafımı onlarda bir şeyler demeye çalışır titrek bir sesle cesareti kırılmış bir aslanın ürkek kükremesi gibi bana git der ama korkularımda ki gibi değil geri dönüşü olan bir gidiştir bu aşk bir dönüştür bunu, bunu bilmemi ister çünkü bilir benim insan olduğumu sıkılgan, tatminsiz bir şey oldugu bilir o yüzden geri dönüşü fısıldar bana...

ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...

fısıltılar geliyor kulaklarıma anlamaya çalışıyorum ne dediklerini bazen şiirler ile bazen düz bir yazı.anlam çıkarmak isteyenler oluyor muhakkak lakin bir şeyi anlatmak için değil anlamak için yazdım diyesim geliyorum.
korkularım en büyük gambazcım onun fısıltıları bitmek bilmiyor kesilmiyor sus diyorum bazen, ne mümkün üstüne vardıkça azıyor dahada, daha bir edepsiz oluyor.her şeyden herkesten kaçıyor ve beni de sürüklüyor arkasından istemesem de uyuyorum ona.o tetikliyor her şeyi ama günahkar o değil diyorum aslında ilk günahkar...

pastorize ahlak-2

İnsanda tıpkı hayvan gibi açlık duygusu ortaya çıktıgında harekete geçmektedir fakat hayvandan bir farkı vardır hayvan açlık duygusunu bastımak için davrandıgında beli bir düzene beli bir yazgıya uygun olarak davranın lakin insan düzen tanımaz bir şekilde açlıgını doyurmaya çalışırıki bu insanı vahşete gebe bırakır.Bu yüzden ki insanın vahşeti ortaya çıkarmaması için çogunluk tarafından onceden belirlenmiş herhangi bir gerekçe göstermeden, herhangi bilimsel bir sorgulamaya tabi tutmadan dogru kabul edilen degerlerin ve düşüncelerin ortaya konulmuşturki bizler buna ahlak diyoruz.Ahlak bireylerin özgürlügünü sınırlandırmıyor aksine onlara özgürlüklerini ortaya çıkarabileçekleri bir düzen saglıyor ki her kural kısıtlayıcı degildir ve insan ayırt etmeksizin eşitlik sunan insanı insan olarak ortaya çıkaran bir değerdir ahlak.Ahlak kuralları, belirli bir zamanda geçerli olan değer yargılarıdır. Bugün geçerliliği olan bir ahlak kuralı, önemini zamanla kaybedebilir , hatta değersiz olabilir fakat ahlaki normların degişmesi iyinin değişmesi anlamına gelmemeli, ahlaki normlar degişse bile amaç vicdani iyiyi ortaya çıkarmaktır ve kişiler arasında davranışlarda iyiyi amaç edinmektir.

İnsan geçmişten günümüze değin bir huzur arayışındadır ki bir türlü insan tatmin olmamakta ve yetinmesini bilmeyip bencillik duygusunu dahima ayakta tutmaktadır.Günümüz sosyo-ekonomik yapısı insana huzur sunmakla sunmamak arasında gidip gelmekte fakata amacı dahima degişmek ve yeniyi ortaya koymak olan sistem kendi sonuna dogru hatta insanlıgın sonuna dogru kulek çekmektedir ve bir yelkenliye benziyen sosyal yapıyı kendi ruzgarıyla istedigi yöne götürmektedir.Günümüzdeki iktisadi sistemi bizi birbirimize ihityaç baglamında gebe bırakmıştır. Fodalitenin çöküşü ve daha sonrasında ingilizlerin 17.yy da yeni sistemi hayata geçirmeye başlamalarıyla karşımıza menfi duyguların ön planda oldugu, insanların maddi menfate erişmek için bütün yolar mubahtır, gibi bir düşünce yapısı ortaya çıkardıki kendi içinde toplumu tabakalara ayıran kişinin kendi menfaati üzerine kurulu, üretim, pazar ve tüketim ilişkisi çerçevesinde dönen bir menfaat pazarı ortaya çıkmıştır.İnsanların birlikte düzen içinde yaşamasını saglıyan ahlak günümzde hızlı degişimler ve günümüz iktisadi düzenin şartları nedeni ile degişmekte ve ahlaki normlar bireyselleşmenin getirdigi özgürllük adı altında bireylerin hür iradeleri ile şekillenmektedir .Menfi duyguların ön plana çıkması iyi unutulmasına sebep olmuş ve bireylerin birbirleriye olan ilişkileri çerçevesinde ahlaki normlara uyulmamaya başlanmıştır.bu ahlaki normlara uymayış toplumda yozlaşmaya ve dejenere olmaya neden oluyor .
Yukarda ifade ettigimiz gibi bu menfaat pazarı bireylere hür iradeli oldukarını ve istedikerini istedikleri şekilde yapma gibi bir fikir vermiştir ki toplumu bir arada tutan ve toplumdaki ilişkiler çarkını denetliyen hukukun dışnında yaptımı olmuyan Ahlakı normlar bireyler ve sistem tarafından çeşitli taraflara çekillerek değiştirilmiştir. bunun içinde bireylerdeki ahlak anlayışını törpülemek gerekmektedir . .

Bazı filozofların dile getirdigi ahlaksızlıgın yani ahlaki normlara uymayışın nedeni olarak bilgi eksikliginden kaynaklandıgını dile getirmişlerdir fakat bu tam olarak bilgi eksikligi değil aklın vicdani iyiyi hatırlamamsından kaynaklandıgını düşünüyorum.Akli bilgi ile vicdani biliginin uyuşmama durumundan kaynaklanıyor demek daha doğru olur.Akıl, kaosun yaşandıgı bilğilerin zıtlıkarı ile birlikte var oldugu, kıyas ile yolu yolunu bulurken. Vicdan sabit bilgi iyinin bilgisini kendinde barındırır. Akıl bu kaos ortamında mutlak iyi bulması mümkün olamayacaktır. O yüzden vicdani sabit iyi ile ilşkiye girmesi gerekiyorki iyi ortaya çıksın yoksa ahlaki olmuyan bir davranış ortaya çıkması son derece normal olaçaktır. O yüzden vicdani iyinin iyi ile hatırlanması gerekiyor ve akıl buna ışık tutması gerekiyorki iyi ortaya çıksın.vicdani bilginin kulanılmaması nedeni ile ahlaksızlık ortaya çıkmaktadır. Bu baglamda aklın ahlak baglamında tek belirliyeci unsur olmadıgı ortaya çıkmış oluyor.
İnsan dünyaya geldigini andan sonra ki süreçte bozuluyor ve kirleniyor çünkü insan dünyaya gelirken ruhun fonksiyonları olan vicdani iyi ve temiz bir akıl ile varoluyor.Fakat dünya gelmesi ile akıl kirlenmeye başlıyor aile içinde dünaya gelen insan toplumun bir parçası olmaya başlaması ile kirlenme ortaya çıkıyor biyolojik insanı sosyal insan haline getiren şartlar ve ihtiyaçlardır ki bu şartlar bireyin aklının kirlenmesine neden oluyor.bireye bir çok şeyi toplum veya topluluk enpoze ediyor.bu kirlenme ve bozulma aklın düzgün amaca uygun yol almasını engelliyor ki kirlenmiş ve bozulmuş bir aklın temizlenmesi için pastorize edilmesi gerekmektedir çünkü ahlaktan bahsedebilmemiz için ilk önce insandan bahsetmemiz gerekiyor.bu baglamda kişilerdeki düşünce yapılaraına ve kavram biligisinde pastörizasyon yapmak gerekmektedir. kabaca Akli Pastörizasyonu gerçekleştirmekle aklın daha düzgün va amaça yönelik çalışması saglanaçaktır. Akıl, kaosun yaşandıgı bilğilerin zıtlıkları ile birlikte var oldugu bir ortamdır ki vicdani iyinin ortaya çıkması için aklın pastore edilmesi şartır.burda kastettiğim akıldaki zararlı ve bozuk düşünce yapılarını temizlemek ve ideal bir yapıya getirmektir.ideal yapı ise kişinin vicdani iyiyi hatırlaması ve iyiyi davranışları ile ortaya çıkarmasıdır.

-bilme işlemi varlığın yaşam şuresince devam ettigi için kesin bilgiye ulaşılmayaçagını kabul etmek.
-kesin bilginin eksikligini kapatmak için nedenler silsilesinden sıyrılıp ana bir nedene bir ilkeye bağlanmak.
-ilk nedenin diger herşeyin nedeni oldugunu kabul etmek .
-ad ve kavramların mahiyetlerinide bilmek.
-birşeyin mahiyetine ilişkin bilginin bütün parçalarını bilmek ve doğru bir şekilde birleştirmek.
-insan kendi nedenin farkına varması.

bu işlemler aklın daha tutarlı çalışmasını saglıyaçaktır.pastorizasyonda amaç kötü yönde degişenleri ortadan kaldırıp iyiliğe yeniden döndürmektir.Kötü yönde degişen akıldır .Aklın kötüyü sahiplenmesindeki sebeplerin başında bilmedigini biliyormuş gibi kabuletmesi gelmektedir ki bu daha sonra bencilik sorunu ortaya çıkarmakta ve vicdani iyinin hatırlanmamasını saglıyaçaktır.
aklın kötülükten arınıp doğru bilgiyi elde etmesi ve iyiyi hatırlamaya başladıgı olçüde vicdani iyi davranışarı ile ortaya çıkaçaktır ki buda ahlaki normlara uygunlugu ortaya çıkaraçaktır.
Peki iyinin hatırllatılmasını nasıl yapacagız? Vicdani iyi nasıl ortaya çıkaracagız? Bunun için yapılması gerekenleri şöyle sıralıyabiliriz.

- iyi ve kötü ayrımının yapılması
- zevk ve şehveten kurtulmak
- aklın tercihleri arasında kötüye karşı tavır almak
- fikri vicdanla sabitleştirmek
- şühpeyi vicdanla ilişkilendirmemek
- adalet duygusunu barındırmak
- zorbalıgı bilinçten def etmek
- iyinin dahima hatırlanmasını saglamak
- sabit bilgilere ulaşmak ve aklı kaos ortamından çıkarmak
- niyetlerde iyi amaç edinmek

Bu tür şeyleri gerçekleştirdigimiz oranda davranışlarımızda ahlaki kuralara daha çok riyayet etmiş olacaktır. ahlaki normlara uygunluk daha düzenli bir yaşam mı ortaya çıkaraçaktır hele ki 21.yy ve daha sorasında insanlar daha fazla ilişkiye girmeleri nedeni ile ahlakın zorunlu bir şekilde uygulanması gerekmektedir.
En büyük sorun olarak bundan 20 yıl sonra yaşadıgımız dünyada neler oluçak .Şimdilik mekaniğin hızlı gelişimi, insanların asosyal bir halalmaya başlaması,doğadan uzaklaşan kendini farklı bir dile tanımlıyan,degerlerin degiştigi,su kıtlıgı,erezyon,verimli toprakların azalması gibi büyük sorunlarla karşı karşıyayız ki açlıgın insanı harekete geçirmesi ile vahşete koşan bir insanlıkla beraberiz ve bazı şeyler durdurulmazsa ciden halimiz vahim.

Mutlu olmak , haz duymak

Mutluluk

Mutlulugun TDK sözlüğünde sözlük anlamına bakacak olursak :Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, mut (I), ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık.

Mutluluk kimine göre maddi ,kimine göre manevi kimine görede kimine görede bir duygudur vb.Mutluluk yaptığımız iş sonunda aldıgımız ödülümüzdür.Bu ödülü beli bir süreç sonunda alırız.Fakat mutluluk baglamında aradığımız şeyler ise değişir. Hepsinin sonunda bekleyen mutlu olmaktır. mutluluk kişinin hayatındaki pozitif olayların farkında olması ,bu olayları aslında kendisinin seçtiğinin, olaylar üzerinde kontrolü olduğunu anımsamasıdır.Aslında kısacası kumandanın elinde olunmasıdır.Tabi ki bu kadar da kolay değil,tabi sizin neyi mutlu ettiğinizi bilmeniz gerekir ki onları tekrar yaratarak mutluluğunuzu sürdürebilin. mutluluk; iç dünyamız ile dışarda olanlar arasında uyum sağlayabilmektir. Dış dünyamızda bizden bağımsız oluştuğunu zannettiğimiz deneyimlerimiz aslında bizimle yakından ilintilidir. Olmakta olan deneyimlerimizi bizim yarattığımızdır.“Gerçek mutluluk kaos ortamında dışarda olandan etkilenmeden , geçirgenliğini koruyarak, huzur içinde hayatına devam edebilmektir “.Gerçek mutluluk ; iç dünyamız ile dışarda olanlar arasında uyum sağlayabilmektir. Dış dünyamızda bizden bağımsız oluştuğunu zannettiğimiz deneyimlerimiz aslında bizimle yakından ilintilidir. Olmakta olan deneyimlerimizi bizim yarattığımızdır. Biz kendi iç dünyamızın ihtiyaçları ile tamamlanmak ihtiyacındayızdır. Dolayısıyla başımıza gelen her şey aslında bize bizimle ilgili bir şeyleri işaret eder. Ve hayatımızdaki herkes bu anlamda görevlidir. Tıpkı bizimde onların hayatında görevli olduğumuz gibi. Biz bu gerçeği farkedene kadar olana karşı direniş gösteririz, olanı olduğu gibi kabul etmeyiz, olana teslim olamayız. İç dünyamızdaki bu karşıt durum bizim iç çatışması yaşamamıza ve iç muhasebe yapmamıza neden olur. Zihnimiz sürekli gelecek ve geçmiş senaryoları ile doludur. Sürekli olayları zihnimizde defalarca yaşar , veremediğimiz tepkilerimiz vermeye çalışırız ama olan olmuştur ve artık zihnimizde verdiğimiz yanıtların hiç bir anlamı yoktur. Tam tersi bu durumu gerçeği deneyimlerken başaramadığımız içinde kendimize kızgınlık duyar, kendimizi sabote ederiz. Tüm bunlar yetmezmiş gibi dış dünyamızı kontrol etmeye başlarız. Bizi mutlu edeceğini düşündüğümüz her şeyi oluşturmaya çalışırız. Mutluluk için bir sürü şart koşarız ancak bazen onların hepsine de sahip olsak yine de mutlu olamayız. Çünkü her zaman koşullar değişir ve biri biterken öbürü başlar. Oysaki gerçek mutluluk kendi iç dünyamızın yarattıkları ile uyum içinde olup, bize işaret edilen gerçeklerimizi farkedip, kendi rolümüzü kabullenip olana teslim olabildiğimizde oluşur , artık içimizde direnecek hiç bir şey kalmamış demektir. İşte o “an” direnişin yerini mutluluk alır, hiç bir koşul olmaksızın. Bazen dış dünyamızda bizden bağımsız gelişen olaylar da vardır. Bunlara tabiat olaylarını, savaşları, salgın hastalıklar vb . Ekolojik dengelerin korulabilmesi için bizim dışımızdaki olaylara da uyum sağlamamız önemlidir. Bu uyumu ancak kendi içimizdeki dengelerimizi kurarak başarabiliriz. Çünkü bu kez , her olan tıpkı bizim bireysel yaratımlarımız gibi tüm insanlığın oluşturduğu kollektif bilincin yaratımıdır. Bu kez kabullenmemiz teslim olmamız gereken gerçek budur. Olan olmaktadır. İşte gerçek mutluluk için bize düşen olanı görüp yapmamız gerekeni yapabilme cesaretini gösterebilmektir. İşte içimizde dokunduğumuz bu güç gerçek mutluluğumuzdur. Dışardaki koşullar ne olursa olsun.Kısacası bizler birer fizikciyiz ''mutluluk fizikcileri'' iç ve dış dünyamızla mutluğu eldeetmey çalışırız.Sokratese göre en üstün iyi olan mutluluktur.Buda bilgiyle elde edilebilir.Epikirosa ise, gerçek mutluluk ,erdem yoluyla varılabilen bir çeşit yüksek duygusuzluk hali olduğunu söylemiş.


.
Haz

Hazın TDK sözlüğünde sözlük anlamına bakacak olursak :Hoşa giden duygulanma, hoşlanma, zevk.
felsefede : Bir şeyden duyusal veya manevi sevinç duyma.
Psikolojide : Sürdürülmesi istenen ılımlı ve doygunluk veren coşku.
Duygunun , içinde bulunduğu durum bakımından temel niteliklerinden biri; acının karşıtı olarak hoşlanma, tad alma göreceli, zevk alma hissi.
Biz hazzı dile getirmeye çalışırken, alt benliğimiz(id, cinsellik ve saldırganlık gibi iç güdüler)sürekli doyum arar ve "haz ilkesine" göre çalışır. Haz ilkesi hemen doyum ister. Bir uyaran oldugunda hemen ,gidermeye çalışır. O zaman alt benliğe iki yol kalır. Tepkisel bir davranışta bulunmak ya da hayal kurmak. Açlık duyuyorsa, bulduğu yiyeceği alır. Kimin olduğunu, parası olup olamadığını düşünmez. Kuralları umursamaz. Ortada yiyecek yoksa hayal kurar, kurar kurmasına ama hâlâ açtır. Doymak için benliğinin harekete geçmesi gerekir. Benlikse, gerçeklik ilkesiyle çalıştığı için, kurallara uygun yol bulunana değin açlığını erteler. Haz ilkesinin karşıtı, gerceklik olarak belirir. Oysa, biz başka türlü dile getiriyoruz hazzı. Güzel bir yemekten, bir cinsel ilişkiden, bir kitaptan, sigara- alkol gibi zararlı maddelerden, manzaradan, vb. haz aldığımızı söylüyoruz. Fakat bütün bu deneyimler bizim yaşamak istediğimiz deneyimler olduklarından, bizim için olumlu anlamlar taşıyabilirler. Belki de 'haz'dan kastımız sadece budur. Bu durumda haz aramanın değişik çeşitlerinin olması önemsiz olabilir. Adeta, bir çeşit genel tatmin duygusunun tarifi gibi. Sadece acı veren şeyden kaçma isteği olduğunu söylersek, pek doğru olmaz. Aradığınız şey haz veya acı ile gerçekten ilgili olmayan bir çeşit uç deneyimdir. Haz kelimesini araştırırsanız, en çok cinsellikle ilgili kullanılır olduğunu göreceksiniz. Cinsellikten haz almak, erkeklerin daha fazla haz aldıkları, kadınların haz almaktan utanmadıkları zaman cinsel sorunların kaybolacağı, gençlerin cinsel hazlar peşinde gerçeklerden koptuğu ve sonrası... Oysa, cinsel ilişki sırasında hissedilen duyguyu düşündüğünüzde, gerçekten bahsedilen haz mıdır? Yoksa bu duyguya başka isimler verdiğimizde olayı basitleştirmekten mi çekiniyoruz? Bir yandan haz almak olumlu bir duyguyken, cinsellikle birleştirdiğimizde onu insanı baştan çıkaran ve kötüye sürükleyen bir olumsuzluk haline getirmiyor muyuz? Tasavvufa göre, haz dünyevidir. Bedensel hayatın yoğunluğu ve gerçekliği, hazzın red edildiği noktada başlar. Oysa, gittikçe haz alınan şeyler daha özel şeyler ve maddi şeyler olmaktadır. Yani, bir müzikten haz alıyorsanız, o müzik sıradan değildir. Benzer şekilde her yediğiniz yemek haz verici değildir. Her ilişkiden haz duymazsınız. Bunun yanında sıcak bir banyo gerçekten haz verici olabilir. Sıcak banyonun sıradan olmadığını kimse iddia edemez. O zaman haz alınan şeyin değeri, güzelliği, niteliği kadar zamana ve size de bağlıdır. Tıpkı, tanıştığınızda hiç haz etmediğinizi düşündüğünüz adama ya da kadına sonra aşık olmak, onu adeta hazzın anlamı haline getirmekte olduğu gibi. Hazcı Aristipposa göre gerçek haz sürekli olandır.Sürekli olan hazada bilgelikle varılabilir.Sokrates ise, bilgelik ve zekânın hazdan değerli olduğunu söylemiş. Belki de dile getirdiği, hazzın değersiz olduğu değil, bilgelik ve zekânın hazzı getireceği ve doğru hazzı seçeceğidir.



Mutlu olmak , haz duymak

Kelimelerimiz, dünyamızdan bir yerlere giderken, biz hiç farkında olmadan ruhumuzu da soyup götürüyorlar. Lugatımızdan çıkardığımız her kavram, kullanımdan düşürdüğümüz her kelime, öğrenmekten çekindiğimiz her anlam, yokluklarıyla ömrümüzü biraz daha tatsızlaştırıyor, biraz daha renksiz ve ışıksız bırakıyor. Sözlüklerdeki kelimelerimiz azaldıkça geride kalanlar, ister istemez eşanlam ve yakın anlamları da üstlenmek durumunda bırakılıyor ve nüanslar kayboluyor.Haz ve mutluluk arasındaki farka gelecek olursak. Bir ilkokul öğrencisi belki haz ile mutluluk arasındaki farkı bilmeyebilir, öğrenecektir; ama lise eğitimi almış herkes mutlu olmak ile haz duymak arasındaki eylemi iyi kavramalıdır.
Necip Fazıl ın
Mutlu adam, dünyayı bir acı gurbet bilen
Öz vatan pınarından ölümü şerbet bilen...
bendinde mutluluğun, hoşnudluk, iç huzuru ve saadet hissi gibi göstergeleri verilmiştir. Necip Fazıl’a göre o, ölümü gerçek hayatın başlangıcı bilen kişidir. Dikkat edilirse burada mutluluk, acı, şükür, vatan, sıkıntı, gurbet, ölüm gibi kelimelerle birlikte kullanılmış ve bunların gönüldeki farklı dile getiriliş biçimi mutluluğu doğurmuştur. Evet, mutluluk gönülde tecelli eder ve genellikle acıların ötesinde bir duygunun sonucudur. Belki soyut bir oluşumun kalbe yansıyan ve soyut izdüşümü ve tamamen ruhu ilgilendiren bir oluşumun gönül tarafından algılandığı vakit hissedilen hazdır.
Tanpınar
Biliyorum gölgede senin uyuduğunu
Bir deniz mağarası kadar kuytu ve serin
Hazların âleminde yumulmuş kirpiklerin
Yüzünde bir tebessüm bu ağır öğle sonu der.
Yahya Kemal ise
Yine sevdaya kanatlansam aziz İstanbul
Sende birçok geceler geçse tükenmez hazla
Kapasam böylece ömrün bu güzel yaprağını
mısralarını yazar. Her iki şaire göre hazz bir zevk alma, sevinç ve memnunluk gösterme, hoşlanma halidir ve bunun için birincisi kuytu ve serin bir uykunun gülümseyen yüzünü; ikincisi de sevdalı bir gecede vermeye hazır olunan son nefesi bize delil olarak sunuyorlar. Bu durumda hazzın, zihinde tecelli ettiği söylenebilir. Belki somut bir oluşumun zihne yansıyan soyut izdüşümü ve tamamen bedensel bir zevk veya sevincin zihin tarafından algılandığı vakit hissedilen mutluluktur.
Dikkat edilirse mutluluğu tanımlarken hazzın, hazzı tanımlarken de mutluluğun anlam fikirlerinden yararlandık, ama mutluluğu, hazzın bir gömlek üstüne koyduk. Zira gönlün hissedişi, zihinden önde olur. Belki bu yüzden haz, o anda gözler yumularak; mutluluk ise o süreçte gözler açılarak katmerlenir. Nitekim insan gözünü yumduğu vakit gönlü değil, zihni baskın gelir.Müzik haz içindir, ama müziğe giydirilmiş seçkin sözler mutluluk yayar. Mimarinin dışı insana haz verir, ama mutluluğa genellikle o hazzedilen mimarinin içinde olduğumuz zaman yaklaşırız.

Aklın Gerçeği

gerçeklik ve geçerlilik kavramlarını çerçevesinde spekülatif felsefi bir yolla insanlık tarihinin nasıl yazıldıgına deginimeye çalışacagım.



Tarih felsefesi,tarihi düşünen kişi tarafından ele alınmasından başka bir şey degildir.düşünme burda ana etkendir çünkü düşünen bir varlığın apriori derlemesinden ortaya çıkan bir sonuctan bahsetmekteyiz. felsefi tutum ogulara baglı kalmaksızın ortaya bir sonuç çıkara bilirken şimdiden geçmişe giderek bir kurgusalık ortaya koyabilir. tarih ise sadece olgu durumunu, olmuş olanları ele almaktadır.burda subjeyi objeleştiren bir akıl ile sadece tarihsel olguları ortaya çıkarmaya çalışan iki yapının çelişmesi söz konusudur.amacım bu çeişmeyi aşmak veya gidermek degildir sadece gerçegin nasıl bir yolla ortaya koyunmasına işaret etmeye çalışmaktır.

yazı insanla beraber var olsaydı insanın tarihini oluşturmak için bu kadar çabalama söz konusu bile olmazdı.
insanlar bilimin gelişip olgunuk deüzeyine erişmesinedek
kendilerinden hareketle bir insanlık tarihi oluşturmuşlardır.mitler, hikayeler, dinler vb.gelenklsel açıklama metotları ile bir tarih oluşturmaya çalışmışlardır.
insan neden bir tarih oluşturmaya gereksinim duymuştur?
bu soru ontolojiye bizi görturmektedir.varlık nedenini açıklama istegi ve varoluşunu bir noktaya dayandırma istegi şeklinde açıklaya biliriz.
bir istem ile harekete geçme durumu ortaya çıkıyor geçmişteki olgulara salt düşünce ile varmaya çalışıp gerçegi ortaya çıkarmaya durumu söz konusu.
bilimin gelişip olgunlaşması ile aklın salt düşünceden hareketle gerçege ulaşma çabası degişmiştir.
artık gerçek degişmiştir.
bilim, salt akıl ile gerçege ulaşmaya çalışmıyor salt aklın yanınada çeliştli unsurları ekliyerek gerçegi gun yuzune çıkarmaya çalışıyor.
bilim insan gerçegini geçmiş açıklamalara nazar çok farklı tarif ediyor ve çeşitli oluşum sınıflamaları ile insanı evreni ortaya çıkarıyor.
aslında olgular oldugu gibi dumakta iken sadece geçerli olanlar yer degiştiyor.
olgular oluş durumu ile ilgilidir.hegelinde öne sürdügü gibi gerçek oluş ile ortaya çıkar.
oluşu ortaya koyan salt akıdır ki bu salt akıl kavanamadıkça veya farkın varılamadıkça olgu kendini muhaffaza etmeye devam edeçektir.
o yuzden tarihi açıkama isteginde ki aklın oluşu ortaya koyan ilk aklın farkında olması gerekiyor.
ilk akıl kavaramadıkça nedenselik çenberi aşılamıyaçak ve gerçek ortaya çıkmıyaçaktır.
bu neden gereklidir ?
ilk aklın farkına varamıyan akıl gerçegi kavrıyabilecegini idea etse bile bu mumkun degildir ve akıl kendi varlıgını yadsımış olur.
tarihci veya filozof ilk gerçegin farkına varamadıkça determist bir çizgide çeşitli evrelerle açıklama yoları ortaya koyaçaktır.
gerçegin kavranması akıl veya çeşitli verilerin bir butun olarak harmanlanmasıyla ulaşmak mumkundur.
gerçek ortaya koyunmadıkça çeiştli idealarla gerçerlilik kendini devamlı guncelemiş olaçktır .salt olgu bu guncelleşmenin dışında kendini muhafaza eetmeye devam edecetir.

insan neden gerçegi bilmek ister?
gerçegi bilme edimi tarihi bime istemiyle aynı şeydir çünkü gerçek oluşunu gerçekleştirmiştir tarihin içindendir.
gerçegi bilmek isteyen akıl nedenlarden sıyrılıp kendilik gerçegini ortaya çıkarma istegi vardır ki gerçek bilinmedikçe istem dışı bir yadsıma ortaya çıkaçaktır.
bu aklın yadsıması geçerlilikle kendini devam etireçektir.

kabaca izha etiklerimzden hareketle.gerçegi bilme ediminde yapılması gerekenleri bir sınıflama yapaçak olursak.

1)aklı olgunluga eriştirmek
burda bireyden bireye faklılık söz konusu olsa dahi fizyolojik gelişmenin yanı sıra düşünsel becerinin gelişmesi
2)olgunluga erişen aklın idealar öne surebilmesi
3)tasavur gucunu genişletmesi
4)tasavur gucunun yardımı ile diyalektik bir yol çizebilmesi
5)olguları ayrıştıma yolunu izliyebilmesi
6)ilk olguyu diyer olgulardan ayırabilmesi
7)kendi kendisin ön koşulu olarak aklın akıl tarafından düşünlüp denetlenmesi

akıl bunuları geçekleştirdigi oranda gerçegin peşinde iz süreçektir farkındalık ortaya çıkana dek.

kaynak:hegel'in tarihin aklı eseri

Pastörize Ahlak

Ahlaka ilişkin bir açıklama yapmak veya onu yorumluyabilmek için ilkin iyi ve kötünün ne olduguna dair bir açıklama getirmek muhakkak gerekiyor.
kötü nedir? sorusuna bir cevap vermek gerekiyor ki kötü düşünce kirligi sonucunda ortaya çıkan davranış biçimidir; bir başka deyişle bilgi esksikligi sonucu ortaya çıkıyor .
iyi nedir? sorusuna ise kötünün karşıtı diye kabaca bir cevap verilebilir lakin bu tam açıklayacı olmaz, iyi denilen şey asılında insana içkin olan bir şey oldugunu şimdilik dile getirsek yeterli olacaktır ki ileride daha net bir biçimde açıklıyabilelim.
iyi ve kötü tek bir birey için bir şey ifade etmezken birden fazla bireyin ilişkiye girmesi sonucunda karşımza iyi ve kötü çıkıyor. iyiligin içkin oldugu insan kötülügü ögrenmeye başlaması ile iyiligi bertaraf etmeye başlıyorki birlikte yaşamanın gerekliginde iyinin muhafaza edilmesi hususunda karşımıza ahlak çıkıyor.
peki insanlar neden birlikte yaşarlar?
Birlikte yaşamamız ın en büyük nedeni varlıgımız muhafaza edebilmek ve ihtiyaçlarımızı giderebilmek, hala günümüze bakarsak bu birliktelik mecburiyet olmaktadır. İhtiyaçlarımızın degişmesi bunun bir göstergesidir.Biyolojik insanı sosyal insan haline getiren şartlar ve ihtiyaçlardırki; mekanigin hayatımıza bu kadar dahil olmasıyla birliktelik zorunlu olmuştur.
Günümüzdeki iktisadi sistemi bizi birbirimize ihityaç baglamında gebe bırakmıştır. Fodalitenin çöküşü ve daha sonrasında ingilizlerin 17.yy da yeni sistemi hayata geçirmeye başlamalarıyla karşımıza menfi duyguların ön planda oldugu, insanların maddi menfate erişmek için bütün yolar mubahtır, gibi bir düşünce yapısı ortaya çıkardıki kendi içinde toplumu tabakalara ayıran kişinin kendi menfaati üzerine kurulu, üretim, pazar ve tüketim ilişkisi çerçevesinde dönen bir menfaat pazarı ortaya çıkmıştır.
Buda arşımıza büyük bir sorun çıkıyor.İnsanların bir arada düzen içinde yaşamalarını nasıl gerçekleştirecegiz? Açlık hisettiginde harekete geçen varlıklarda belli bir düzene ayak uydurmaksızın açlıklarını gidermeye çalışırlar fakat akılı oldugunu dile getirdigimiz insan bu açlıgını bastırmak isterken kendi dışındakilere zarar vermeden başka bir deyişle kötülük yapmadan bu açlığı nasıl bastıracak?
Günümüz iktisadi ve siyasi yapıları dikkate alırsak bu açlığı bastırmak için neler yapmalı, ne türden kuralara uymalı veya ödevini nasıl yerine getirmeli? hele ki günümüz insanı bütün ihtiyaçlarını karşılamayı iktisat üzerinden yapmaktayken.
İnsanlar ihtiyaç zincirlerini yerine getirdigi ölçüde istekleri artmakta ve bir sınırsız zincirler halkası gibi devam etmektedir. İnsadaki arzuların artması ihtiyaçların çogalmasına neden olurken, mevcut gerçeklerle arzular arasında bir dengesizlik ortaya çıkması maddi dar şartlar altında isteklerini gidermeye çalışması, açlıgını doyurmaya çalışması, kişinin huzur ve degesinde bir bozukluğa yol açaçaktırki bu toplumdaki bireylerin bir çogunda mevcut olursa toplumda vahşetin doguşuna zemin hazırlayaçaktır. Kişilerin böyel bir ortamda nasıl hukuki va ahlaki normlara uyacagı onlara ne ölçüde uygunluk gösterecegi konusunda karşımıza büyük bir sorun çıkıyor hele ki günümüz iktisadi sisteminde bireysel menfaatler ön planda oldugunu göz önüne alırsak toplumsal yaşamda nasıl huzur içinde bireyler arasında gerçekleştirecegiz.
Medeniyetin karşıtı olan vahşeti yaşayarak görme fırsatında bulunduk ki özellikle cuntaların başa gelmeleri, sıkı yönetim halleri ,özgürlügün ortadan kaldırılması, ahlaktan bahsetmek boşuna olacaktır. Böyle durumlarda ki ahlak irade, bilinç ve özgürlük ekseninde gerçekleşir.Despotik yaplı devletlerde ahlaktan ne kadar bahsedebiliriz? Şimdiki sorunlarımızı çözmedikçe ileride daha da genişlemiş bir halde karşımıza çıkacaktır. Peki nasıl bir yol izlemeliyiz ki ahlak denen insanları düzen içinde tutan en büyük unsuru gelecege taşıyacagız. Bizden sonraki nesil hür bir iradeye ve bilince sahip olabilecek mi? Yoksa dejenere mi olacaklar?
Devletlerin ortaya koydugu veya ileri sürdügü teorilerde hukuk göz önüne çıkarken ahlakın evrensel bir yapıya sahip oldugunu biliyoruz. Devletin yapısı ile ile illintili olarak hukugun degiştigini fakat ahlakın evrensel boyutunda bir degişiklik olmadıgını aşikar. Emir ve yasakların devlet tarafından ortaya konulmuş hukuk ana kayideleri hariç her toplumda farklı oldugu halde ahlakta böyle birşeyden bahsedemiyoruz ki o yüzden gelecek için bizim yapmamız gereken ahlakın düzenini koruyup devamını saglamak.
Devletin ve hukuki bir düzenin olmadıgı yerde ne ölçüde ahlaktan bahsedebiliriz o ayrı bir sorun .
Ahlakın neden ortaya çıktıgını tam olarak bilmememkle birlikte önümüzde iki cevap bulunmakta.Birincisi otonomiden ikincisi Tanrı tarafından ortaya konuldugunu dair. İnsan aklının kendi yasasını kendi koyup buna itaat etmesi ve bunu kendi özgürlügü deyişi kanttın belkide ahlak baglamında çokta açıklayacı olmuyan bir cevabı. Çünkü cevaplanması gereken sorular ortaya çıkıyor.Her topluluğun veya toplumun kendine ait örfleri mevcutken nasıl oluyorda bunun dışında böyle bir evrensel yapı ortaya çıkıyor? Günümüzdeki devletsel ve toplumsal ilişkiler fayda ve çıkar amaçlarken nasıl oluyorda böylesine eşitlik baglantılı, bireyleri tabakalardan koparan bir anlayış ortaya koyuluyor?
Diger bi cevap olan tanrı kaynaklı açıklama modeli teonomide karşımıza çıkıyorki evrensel dinler boyutunda daha açıklayıcı oldugunu söyleyebiliriz. Fakat ilahi kaynaklı ahlak anlayışında ödül ve ceza boyutunda karşımıza niyet ve fayda sorunu çıkıyor. İyi bir niyetle başlayıp kötü bir olayın gerçekleşmesi veya tam tersi bir durum ortaya çıkması diger bir sorun yaşamdan sonra ödül ve cezanın sunulmasıki bu ödüllenmek için ahlaki davranışlarda iyi amaç edinmek .her ikisinde kurallar bütünlügü içinde belli sınırlar çizilerek zorlama gerçekleştiriliyor. Mevcut olan bu zorlamanın toplumsal yaşam için gerekliligi kesin şarttır.Ahlak nerden geldigini bir geriye atıp, neden her bireyin aynı şekilde ahlaki davranışlarda iyiyi amaç edinip bir tavırda bulunmuyor?
Tabiki bunun iktisadi, siyasi, toplumsal vb. nedenleri var ama bu nedenlerin hepsi insan için varken, insan nasıl bir varlık? İnsan iyidir veya kötüdür diye tümel bir yargıda bulunamıyoruz yaşama şartları, aile, egitim düzeyi vb.bir çok neden sıralıyabiliriz. Böyle tümel bir yargıda bulunmayaşamıza fakat genel bir yarıgı baglamında her insan düzen bozucudur, diyebiliriz. Bunuda kendi düzenini var etmek amacı ile gerçekleşitiriyor.
Her hayvan iyidir, önermesi doğru bir önermedir. Kötünün bilgisine sahip olmamaları nedeni ile doğal ortamlarında var oldukarı süreçe bu iyi devam edicektirki insan ne zaman doğal ortamından çıkarıldı yapmacık bir yapı içine bırakıldı. O zaman kötü ile ilişki kurmaya onun bilgisini edinmeye başladı ki problem ortaya çıktı .
Hayvanın doğası geregi dogal ortamlarında kalıplaşmış davranış durumları, hareketeleri vardır. İnsanın da yaşadıgı topluluğun süreç içinde yapmış olduğu ve kalıplaşarak benimsedigi davranış türleri vardırki. Biz bunlara örf diyoruz o topluluğa özğün davranış biçimleri bir toplum içinde her türlü cinsel ilişkinin normal sayılması veya bir toplugun daha rahat bir yaşam için yaşlılarını öldürmeleri gibi toplumların kalıplaşmış davranışları örnek verilebilir: fakat bu ahlaki bağlamda sorunların ortaya çıkarıyor. Ahlaki yapının örfün dışında toplumlar arası bir tekleştirme tek tip insan davranışları amaçlanması örflerin belli ölçüde ortada kalkmasına neden oluyor. Küreselleşme adı altında yeni çag insanları dahada bir biriyle ilişkiye sokuyor.
Mekanigin bu kadar insan hayattına girmesiyle ve şehirleşme ile milyonlarca insan iktisadi çıkarlar nedeni ile aynı hedefler içerisine hapsediliyor ve farklı kültürel yapıları ilişlkiye sokuyorki bunları nasıl bir düzen içinde devam ettirebiliriz. Peki bireyler arasında ilişkide yapılması gerekenler ahlaki baglamda her bireyde niye ortaya çıkmıyor. Sokrates buna bilgi eksikliginden dolayı her bireyde aynı ahlaki davranışın ortaya çıkmadıgını dille getirmiştir: fakat beli bir takım şeylerde bilgi eksikliği olabilir ama tam anlamıyla bilgi eksikligi diyemeyiz.
Akli bilgi ile vicdani biliginin uyuşmama durumundan kaynaklanıyor demek daha doğru olur.Akıl, kaosun yaşandıgı bilğilerin zıtlıkarı ile birlikte var oldugu, kıyas ile yolu yolunu bulurken. Vicdan sabit bilgi iyinin bilgisini kendinde barındırır. Akıl bu kaos ortamında mutlak iyi bulması mümkün olamayacaktır. O yüzden vicdani sabit iyi ile ilşkiye girmesi gerekiyorki iyi ortaya çıksın yoksa ahlaki olmuyan bir davranış ortaya çıkması son derece normal olaçaktır. O yüzden vicdani iyinin iyi ile hatırlanması gerekiyor ve akıl buna ışık tutması gerekiyorki iyi ortaya çıksın.vicdani bilginin kulanılmaması nedeni ile ahlaksızlık ortaya çıkmaktadır. Bu baglamda aklın ahlak baglamında tek belirliyeci unsur olmadıgı ortaya çıkmış oluyor.
Peki iyinin hatırllatılmasını nasıl yapacagız? Vicdani iyi nasıl ortaya çıkaracagız? Bunun için yapılması gerekenleri şöyle sıralıyabiliriz.
- iyi ve kötü ayrımının yapılması
- zevk ve şehveten kurtulmak
- aklın tercihleri arasında kötüye karşı tavır almak
- fikri vicdanla sabitleştirmek
- şühpeyi vicdanla ilişkilendirmemek
- adalet duygusunu barındırmak
- zorbalıgı bilinçten def etmek
- iyinin dahima hatırlanmasını saglamak
- sabit bilgilere ulaşmak ve aklı kaos ortamından çıkarmak
- niyetlerde iyi amaç edinmek
Bu tür şeyleri gerçekleştirdigimiz oranda davranışlarımızda ahlaki kuralara daha çok riyayet etmiş olacaktır. ahlaki normlara uygunluk daha düzenli bir yaşam mı ortaya çıkaraçaktır hele ki 21.yy ve daha sorasında insanlar daha fazla ilişkiye girmeleri nedeni ile ahlakın zorunlu bir şekilde uygulanması gerekmektedir.
En büyük sorun olarak bundan 20 yıl sonra yaşadıgımız dünyada neler oluçak .Şimdilik mekaniğin hızlı gelişimi, insanların asosyal bir halalmaya başlaması,doğadan uzaklaşan kendini farklı bir dile tanımlıyan,degerlerin degiştigi,su kıtlıgı,erezyon,verimli toprakların azalması gibi büyük sorunlarla karşı karşıyayız ki açlıgın insanı harekete geçirmesi ile vahşete koşan bir insanlıkla beraberiz ve bazı şeyler durdurulmazsa ciden halimiz vahim.