yarım kaldı her şey
bitmesini istemediğim bir hayat
ve son
nasırlaşmış ellerim yüreğim gibi
yorğun gözlerim suskun dilim
erken gelmenin pişmanlığında olan ben
nasıl buraya geldiğimi bile bilmeden gidiyorum...
Bir günahın bedeli bir sevaba kafi lakin bir hatanın bedeline bir ömür ne kafi...
ey insan
ne oldu el açmaktan yorulmadın mı hala
demedim sana, sana göre değil bu dünya
doyma güdüsü olmayan yaratıkların sana verebileceği ne olabilr
sen onlara el açmışken
usulca alır senden gökleri, maviliği, yeşiliği
kendisinin olmayan onca şeyi kendi adına senden usulca alır
ve hesap sormana izin vermez bazıları
senin varlığının garantörüdür sözde onlar
senin varlığın adına varlığını alırlar senden
bir şeyler olur yineden dünyada
birileri ses çıkarır senin adına benim adıma onun adına kendi adına
dejenere olmuş o yapılara karşı el kaldırır
sen gibi değildir o el açmaz el kaldırır
iradesini ortaya koyamamış varlıksızlara inat
ortaya çıkar
ve bizden olmayanlar çıkar ortaya, senin el açtıkların
kendi varlıkları adına alırlar onu bizden
sen hala el açmaya devam ederken
suskunluğa bürünür dünya
ta ki bir çocuk çığlığına dek
sen hala el açmaya devam ederken,
senin bildiğin onca şeyi yok ederler
bir çok değerini senden alıp
yeni şeyler getireceklerini sana vaat ederler
sen akıl erdiremediğin şeylerin mutluluğunda olduğunda çok geç olur ...
suskunluğunu boz el kaldır ey insan
demedim sana, sana göre değil bu dünya
doyma güdüsü olmayan yaratıkların sana verebileceği ne olabilr
sen onlara el açmışken
usulca alır senden gökleri, maviliği, yeşiliği
kendisinin olmayan onca şeyi kendi adına senden usulca alır
ve hesap sormana izin vermez bazıları
senin varlığının garantörüdür sözde onlar
senin varlığın adına varlığını alırlar senden
bir şeyler olur yineden dünyada
birileri ses çıkarır senin adına benim adıma onun adına kendi adına
dejenere olmuş o yapılara karşı el kaldırır
sen gibi değildir o el açmaz el kaldırır
iradesini ortaya koyamamış varlıksızlara inat
ortaya çıkar
ve bizden olmayanlar çıkar ortaya, senin el açtıkların
kendi varlıkları adına alırlar onu bizden
sen hala el açmaya devam ederken
suskunluğa bürünür dünya
ta ki bir çocuk çığlığına dek
sen hala el açmaya devam ederken,
senin bildiğin onca şeyi yok ederler
bir çok değerini senden alıp
yeni şeyler getireceklerini sana vaat ederler
sen akıl erdiremediğin şeylerin mutluluğunda olduğunda çok geç olur ...
suskunluğunu boz el kaldır ey insan
elveda
bırakın yağsın yağmurlar toprakla sevişsin
suskun dudaklar damlara muhtaçken
aldanmak sözden ibaret olsun dudaklarında
ve yaşanmışlıklar gidişini anlamlı kılsın bende
korkusuzca bir elveda de
benim tenimde sen varsın ,senin gözlerinde ben
saklı tutum tenimi güneşi görmeden
sana ihanetten korkar el ve ayaklarım
ama göçebe bir kuş gibidir ruhum
her elveda sonrasında seni arar her tende
bir yerlerde bir şeyler olur her gece
uykularım haram olur nedense
biri rüyalarımda sana dokunur gizlice
çalar bende ki senin tenini
ve gözlerinde yok olurum ben
zehir olur geceler gündüz gibi
ama yaşatır senin elvedaların beni
beni arasın sende benim gibi
suskun dudaklar damlara muhtaçken
aldanmak sözden ibaret olsun dudaklarında
ve yaşanmışlıklar gidişini anlamlı kılsın bende
korkusuzca bir elveda de
benim tenimde sen varsın ,senin gözlerinde ben
saklı tutum tenimi güneşi görmeden
sana ihanetten korkar el ve ayaklarım
ama göçebe bir kuş gibidir ruhum
her elveda sonrasında seni arar her tende
bir yerlerde bir şeyler olur her gece
uykularım haram olur nedense
biri rüyalarımda sana dokunur gizlice
çalar bende ki senin tenini
ve gözlerinde yok olurum ben
zehir olur geceler gündüz gibi
ama yaşatır senin elvedaların beni
beni arasın sende benim gibi
...
içimde bir yer kanıyor
saklıyorum yastığımın altına gizlice
çünkü
bizde sevişmeler günahtır
ütopyalarda sevişiriz biz gizlice
ve
ölümle aynı adı taşır aşk bizde
boğaza bağlanmış bir ilmik
ruh öldürmek istercesine
tabure de var olmamış günahın ağırlığı
alsa'da varlığımızı bizden amenna demek gerek bizde
saklıyorum yastığımın altına gizlice
çünkü
bizde sevişmeler günahtır
ütopyalarda sevişiriz biz gizlice
ve
ölümle aynı adı taşır aşk bizde
boğaza bağlanmış bir ilmik
ruh öldürmek istercesine
tabure de var olmamış günahın ağırlığı
alsa'da varlığımızı bizden amenna demek gerek bizde
...
aynı dili konuşsakda
farklı lisanların insanıydık ikimizde
aynı harflerden oluşsakta
farklı adlardı bizimkiler
aynı duyguyu yaşasakta
aynı yolda gitmiyendik biz
ben ruha vurğun
sen ise bir bedene,kefenlenme gunune dek
bir aşk farklı kıldı bizi
ama
aynıydık ikimizde insandık işte
farklı lisanların insanıydık ikimizde
aynı harflerden oluşsakta
farklı adlardı bizimkiler
aynı duyguyu yaşasakta
aynı yolda gitmiyendik biz
ben ruha vurğun
sen ise bir bedene,kefenlenme gunune dek
bir aşk farklı kıldı bizi
ama
aynıydık ikimizde insandık işte
figan-ı aşk
Tanrıyı aklama girişiminde bulunsalar'da, ben hala içimde ki Allah sesini susturmuş değilim.
Tom Robbıns bir sözü gelirdi aklıma paradokslara düştüğüm günlerde hep.''Mükemmel aşkı yaratmak yerine, vaktimizi mükemmel aşklar arayarak heba ettik'' deyişi pişmanlık uyandırıyordu bende.
Çocukken duyduğum ayetleri hatırlamaya çalışırdım mükemmel aşkı yaratmak için fakat korkularım izin vermezdi bana.Suçluluk hissini atabilmiş değilim üzerimden hala.
Annem elin kızı ne bilsin bizi yabandır bize anlamaz bizim geleneğimizden derdi hiç kulak kabartmazdım ona.
Çünkü ait değildim ben buraya ve beni ben yapacak mükemmel aşkı bulmuştum.ve onun sevdası sürükledi beni bu yolculuğa .hiç arkama bakmadan terketmiştim her şeyi.bana benden daha fazla değer verenleri kendi göz yaşları ile bırakmıştım.gençliğin verdiği bir deli duyguydu belkide bende ki anlam vermeksizin terk etmek istiyordum bütün kabulleri.
belki bir aşk her şeyin sebebi olmalıydı dercesine isyanlardaydım beni var eden her şeye karşı.
86 kışının en soğuk bir mart ayında şimdiye dek yola çıkmayı çok geç saydığımda terk ediyordum bu şehri bir bavulum bile olmadan istanbulu.
Bütün yalanları, sefaleti, art niyetleri ,sapkın ve faydacı fikirleri terk ettiğimi sanma yanılgısı içinde.nerden bilebilirdim ki bunların insana özgü insanın olduğu her yerde olduğunu nerden bilebilirdim ki.
içimde bir ateş yanmaktaydı ki sönmesi için gitmem gerekiyordu hissi ve aşkın bir bahanesi götürdü beni.
dökülmez oldu göz yaşları gözümden ve kal demesini beklerdim bu şehrin bir anne bedduası gibi olmalıydı.
tren garında yalnız ve sahipsiz bir kedi gibi birinin şevkatini istiyordum ve birinin dudakların gitme insanın olduğu hiç bir yerde huzur bulamazsın mutlu olamazsın .oraların binaları, sokakları , meydanları sayacagım onca şeyi farklı olabilir lakin insandan kaçıp insanın yanına gidiyorsun sözde kalan bir aşkın peşinden.demesini beklerdim birinin burda kalmıyacağım halde .
boş bakışlar arasında bir vagona binip kalkış vaktini beklemeye koyuldum.dolmaya başlıyan vagonlardan .yamacıma sokulan gülüşme sesleri beni içten içe kanatıyordu .kimse ben giderken gülmüyordu hele ki annem ağlıyordu.hiç düşünmek istememiştim lokomotifin arka sıralarında geçmişi anın duygusunu seyirde bırakıp geleceğin bir başka olacağını hayal etmekten başka.
Ama annemin feryadı gitmiyordu gözümün önünden bir anda olsa.anlam veremediği terk edişimin bir nedeni olmalıydı onun için.Aslında bir çok nedeni vardı kendimce ama korkuyordum o nedenleri sıralarken onuda yadsımaktan.
bir yabancının aşkı annemi ezip geçmişti belkide annemin gözünde.
uzun ve mutsuz bir yolculuktan sonra onun toprağına ilk adım atığımda onu görmek ve sahiplenisi bir sarılışla bana dokunması, hiç bırakmıyaçakmış gibi. mutlu etmişti terk edişlerimi.uzun zaman olmuştu onu görmeyeli sanki biraz değişmiş gibiydi ama o mavi gözleri hala gülümsüyordu bana hasreti gözlerinden beliydi.titrek ve heycanlıydı elleri.hiç bırakmıyacam dercesine sıktıkça sıkıyordu ellerimi.
bir kaç saat sonra şehirde ki evine vardık rêve'nin.rêve'nin dört duvar evinin annemin evinden bir farkın olmadığını anlamam fazla sürmedi.
Dinlenmem gerektiğini söyledi neden diyesim gelmişti bir anda.neden!
Ben buralar için her şeyimi terk ettim arakama bile bakmadan .neden benden zamanımı çalıyorsun. beni sana aşık eden dünyayı göster bana onu, sizden olmalıyım biran önce demek geliyordu içimden ama korkuyordum bir yerdede.
Ya terk ettiğim her şey burdada varsa o insanlardan o yapılardan o bozuk düzenlerden burdada varsa .o zaman ne yaparım ben .
korkunun pişmanlığında uykuyu seçmek tek çareydi.Her şeyi unutup yeniden doğacaktım uyanışla.o uyku yeniden doğuşum olacaktı buna ınanmalıydım.bu yaşıma kadar hiç bir inancım olmamasına rağmen bu benim ilk inancım olmalıydı.
Kendi odasına götürdü beni.dar bir salondan sonra .yüksek tavanlı, büyük pencereli, geniş bir oda ve büyükçe bir yatak .ilk inancım için güzel bir yerdi.kimyasal bir öpücükten sonra uyuyup yatmamı tembihledi.Akşam yemeğinde kaldıracagını söyleyerek çıktı.
bu sıralar çok yalnız kalmaya başladım diyerek yeniden var olma umuduyla sokuldum yatağın için .rüya ve düşüncelere karşı kendimi şartlıyarak...
ne kadar uykuda kaldığımı bilmeksizin.yine o şeytani kahkahalar bir anda irkilti beni ve varoluşumu ben çalma çabasından başka bir şey olamazdı.
kulak kabartmaya çalıştım ama ne fayda yabancı bir lisanın, kulaklarımda boş bir uğultudan fazla bir farkı yoktu.
bu sefer söz vermiştim kendime sağlam basaçakım yere.ağır ve hantal adımlarla salona doğru yol aldım.
reve'nin yanında tanımadığım iki kişi vardı.koyu bir sohbete girmişler ve kahkahalarla sanki dostluklarını pekiştiriyorlardı.benim yanlarına sokuluşumun bile hiç farkına varmadılar.
reve hemen toparlanıp işte bu benim büyük aşkım diyerek ortaya atıldı.tanıştırayım dedi bu demon diğeri ise camarade dedi.içimi huzursuz eden bir şey vardı onlarda .sesleri ,gözleri huzursuz etmişti beni.
demon , uzun saçlı,uzun boylu,mavi gözlü ,gayet güzel giyimli yakışıklı biriydi belkide tipik bir alafranga erkeği gibiydi.yanında sevgilisi camarade ise esmer uzun boylu ve uzun saçlı çok güzel bir kızdı ama garip bir şey vardı içimde onlara karşı garip bir huzursuzluk.belkide benim reve'me benden daha yakın olmaları canımı sıkmıştı .belkide bende ki anlamsız bir kıskançlıktı.
reve onlara beni anlatmaya başladı.nasıl tanıştığımızı.nasıl aşık olduğumuzu ve nasıl onun peşinden sürüklendiğimi.bana sadece onaylamak düşüyordu sanırsam.
ve onlar sanki ilk defa dinliyormuşcasına evetleri arka arkaya tekrara ediyorlardı büyük bir iştahla.ama bazı noktalarda o aslında öyle değil demek geliyordu içimden içgüdüsel bir tepkide bulunasım geliyordu lakin susuyordum.
sınıftan arkadaşım mensonge bizi tanıştırmıştı.babası fransız bir diplomat annesi türk gazeteciydi.çok iyi fransızca biliyordu mensonge.okulda iyi anlaşıyorduk ve ikimizinde felsefeye yoğun bir ilgi alakası vardı.okul çıkışlarında bolca felsefi tartışmalara yapardık yeni bir şeyler üretmek adına.o benim inancımı ben ise onun inancsızlığını anlamaya çalışırıdım belkide bu bizi bu kadar birbirimize yakın kılmıştı.bir gün fransadan arkadaşlarının gelecegimi söyledi ve onlarla tanışmamı istiyordu.bizim gibi onlarında felsefye ilgili olduklarını dile getirmişti.1789'dan ve o aklımı çalan filozoflardan gelen bir ilgi vardı hep fransaya karşı.belkide geleçek o kişiler bunun nedenini bana anlatabilirdi dercesine ve büyük bir iştahla gelecek kişilerle görüşmek istediğimi sıklıkla tekrar ettim mensonge'ye.onlarla görüşme günü gelip çatığında bayram gününün mutluğunda olan bir çocuk gibiydim.ilk defa bu topraklardan olmuyan hemde benim olmak istediğim yerden gelenler vardı benim yanıma.mensonge dersten sonra beyazıt meydanında onu beklememi temihledi otelden onları alıp gelicem dedi.dersten bitmesini iple çekmekte ve onların nasıl olduklarını merak etmekteydim .derst sonunda hızlı adımlarla beyazıt meydanında soluğu aldım bir muddet bekledikten sonra mensonge ve yanında üç kişiyle bana doğru geldiklerini gördüm içimiçime sığmıyordu sanki ve mensonge geleçek olanların kız olduklarını hiç söylememişti.hem şaşkın hemde sevinçliydim galiba kardeş duygulardı bunlar.tebesumler havada dans ederken bonjour kelimesi ile bir anda kendime geldim ve bildiğim yarım yamalak fransızcayla onlara karşılık vermeye çalıştım.mensonge bu ahmet dedi ve diyerlerinin isimilerini sanki kulağıma fısıldarcasına söylemeye başladı mystere, enigme ve reve.sanki içlerinden birini seçmem gerekeiyormuşcasına bana bakıyorlardı.belkide seçmem gerekiyordu bende reve'yi seçmiştim ve ondan alamıyordum gözlerimi.sanki ihanet ediyordum diğer ikisine ama reve farklıydı, sanki onsuz yoktum ve onun varlığı görünür kılaçaktı beni dercesine sokulu vermiştim onun yanına diğer ikisine sırtımı dönüp.zamanı beraberce öldürdük yarına sözleşipte ayrılana dek.reve'nin güzelliği ilk defa benim için yarın belkide tüm geleceği anlamlı kılmıştı.
Tom Robbıns bir sözü gelirdi aklıma paradokslara düştüğüm günlerde hep.''Mükemmel aşkı yaratmak yerine, vaktimizi mükemmel aşklar arayarak heba ettik'' deyişi pişmanlık uyandırıyordu bende.
Çocukken duyduğum ayetleri hatırlamaya çalışırdım mükemmel aşkı yaratmak için fakat korkularım izin vermezdi bana.Suçluluk hissini atabilmiş değilim üzerimden hala.
Annem elin kızı ne bilsin bizi yabandır bize anlamaz bizim geleneğimizden derdi hiç kulak kabartmazdım ona.
Çünkü ait değildim ben buraya ve beni ben yapacak mükemmel aşkı bulmuştum.ve onun sevdası sürükledi beni bu yolculuğa .hiç arkama bakmadan terketmiştim her şeyi.bana benden daha fazla değer verenleri kendi göz yaşları ile bırakmıştım.gençliğin verdiği bir deli duyguydu belkide bende ki anlam vermeksizin terk etmek istiyordum bütün kabulleri.
belki bir aşk her şeyin sebebi olmalıydı dercesine isyanlardaydım beni var eden her şeye karşı.
86 kışının en soğuk bir mart ayında şimdiye dek yola çıkmayı çok geç saydığımda terk ediyordum bu şehri bir bavulum bile olmadan istanbulu.
Bütün yalanları, sefaleti, art niyetleri ,sapkın ve faydacı fikirleri terk ettiğimi sanma yanılgısı içinde.nerden bilebilirdim ki bunların insana özgü insanın olduğu her yerde olduğunu nerden bilebilirdim ki.
içimde bir ateş yanmaktaydı ki sönmesi için gitmem gerekiyordu hissi ve aşkın bir bahanesi götürdü beni.
dökülmez oldu göz yaşları gözümden ve kal demesini beklerdim bu şehrin bir anne bedduası gibi olmalıydı.
tren garında yalnız ve sahipsiz bir kedi gibi birinin şevkatini istiyordum ve birinin dudakların gitme insanın olduğu hiç bir yerde huzur bulamazsın mutlu olamazsın .oraların binaları, sokakları , meydanları sayacagım onca şeyi farklı olabilir lakin insandan kaçıp insanın yanına gidiyorsun sözde kalan bir aşkın peşinden.demesini beklerdim birinin burda kalmıyacağım halde .
boş bakışlar arasında bir vagona binip kalkış vaktini beklemeye koyuldum.dolmaya başlıyan vagonlardan .yamacıma sokulan gülüşme sesleri beni içten içe kanatıyordu .kimse ben giderken gülmüyordu hele ki annem ağlıyordu.hiç düşünmek istememiştim lokomotifin arka sıralarında geçmişi anın duygusunu seyirde bırakıp geleceğin bir başka olacağını hayal etmekten başka.
Ama annemin feryadı gitmiyordu gözümün önünden bir anda olsa.anlam veremediği terk edişimin bir nedeni olmalıydı onun için.Aslında bir çok nedeni vardı kendimce ama korkuyordum o nedenleri sıralarken onuda yadsımaktan.
bir yabancının aşkı annemi ezip geçmişti belkide annemin gözünde.
uzun ve mutsuz bir yolculuktan sonra onun toprağına ilk adım atığımda onu görmek ve sahiplenisi bir sarılışla bana dokunması, hiç bırakmıyaçakmış gibi. mutlu etmişti terk edişlerimi.uzun zaman olmuştu onu görmeyeli sanki biraz değişmiş gibiydi ama o mavi gözleri hala gülümsüyordu bana hasreti gözlerinden beliydi.titrek ve heycanlıydı elleri.hiç bırakmıyacam dercesine sıktıkça sıkıyordu ellerimi.
bir kaç saat sonra şehirde ki evine vardık rêve'nin.rêve'nin dört duvar evinin annemin evinden bir farkın olmadığını anlamam fazla sürmedi.
Dinlenmem gerektiğini söyledi neden diyesim gelmişti bir anda.neden!
Ben buralar için her şeyimi terk ettim arakama bile bakmadan .neden benden zamanımı çalıyorsun. beni sana aşık eden dünyayı göster bana onu, sizden olmalıyım biran önce demek geliyordu içimden ama korkuyordum bir yerdede.
Ya terk ettiğim her şey burdada varsa o insanlardan o yapılardan o bozuk düzenlerden burdada varsa .o zaman ne yaparım ben .
korkunun pişmanlığında uykuyu seçmek tek çareydi.Her şeyi unutup yeniden doğacaktım uyanışla.o uyku yeniden doğuşum olacaktı buna ınanmalıydım.bu yaşıma kadar hiç bir inancım olmamasına rağmen bu benim ilk inancım olmalıydı.
Kendi odasına götürdü beni.dar bir salondan sonra .yüksek tavanlı, büyük pencereli, geniş bir oda ve büyükçe bir yatak .ilk inancım için güzel bir yerdi.kimyasal bir öpücükten sonra uyuyup yatmamı tembihledi.Akşam yemeğinde kaldıracagını söyleyerek çıktı.
bu sıralar çok yalnız kalmaya başladım diyerek yeniden var olma umuduyla sokuldum yatağın için .rüya ve düşüncelere karşı kendimi şartlıyarak...
ne kadar uykuda kaldığımı bilmeksizin.yine o şeytani kahkahalar bir anda irkilti beni ve varoluşumu ben çalma çabasından başka bir şey olamazdı.
kulak kabartmaya çalıştım ama ne fayda yabancı bir lisanın, kulaklarımda boş bir uğultudan fazla bir farkı yoktu.
bu sefer söz vermiştim kendime sağlam basaçakım yere.ağır ve hantal adımlarla salona doğru yol aldım.
reve'nin yanında tanımadığım iki kişi vardı.koyu bir sohbete girmişler ve kahkahalarla sanki dostluklarını pekiştiriyorlardı.benim yanlarına sokuluşumun bile hiç farkına varmadılar.
reve hemen toparlanıp işte bu benim büyük aşkım diyerek ortaya atıldı.tanıştırayım dedi bu demon diğeri ise camarade dedi.içimi huzursuz eden bir şey vardı onlarda .sesleri ,gözleri huzursuz etmişti beni.
demon , uzun saçlı,uzun boylu,mavi gözlü ,gayet güzel giyimli yakışıklı biriydi belkide tipik bir alafranga erkeği gibiydi.yanında sevgilisi camarade ise esmer uzun boylu ve uzun saçlı çok güzel bir kızdı ama garip bir şey vardı içimde onlara karşı garip bir huzursuzluk.belkide benim reve'me benden daha yakın olmaları canımı sıkmıştı .belkide bende ki anlamsız bir kıskançlıktı.
reve onlara beni anlatmaya başladı.nasıl tanıştığımızı.nasıl aşık olduğumuzu ve nasıl onun peşinden sürüklendiğimi.bana sadece onaylamak düşüyordu sanırsam.
ve onlar sanki ilk defa dinliyormuşcasına evetleri arka arkaya tekrara ediyorlardı büyük bir iştahla.ama bazı noktalarda o aslında öyle değil demek geliyordu içimden içgüdüsel bir tepkide bulunasım geliyordu lakin susuyordum.
sınıftan arkadaşım mensonge bizi tanıştırmıştı.babası fransız bir diplomat annesi türk gazeteciydi.çok iyi fransızca biliyordu mensonge.okulda iyi anlaşıyorduk ve ikimizinde felsefeye yoğun bir ilgi alakası vardı.okul çıkışlarında bolca felsefi tartışmalara yapardık yeni bir şeyler üretmek adına.o benim inancımı ben ise onun inancsızlığını anlamaya çalışırıdım belkide bu bizi bu kadar birbirimize yakın kılmıştı.bir gün fransadan arkadaşlarının gelecegimi söyledi ve onlarla tanışmamı istiyordu.bizim gibi onlarında felsefye ilgili olduklarını dile getirmişti.1789'dan ve o aklımı çalan filozoflardan gelen bir ilgi vardı hep fransaya karşı.belkide geleçek o kişiler bunun nedenini bana anlatabilirdi dercesine ve büyük bir iştahla gelecek kişilerle görüşmek istediğimi sıklıkla tekrar ettim mensonge'ye.onlarla görüşme günü gelip çatığında bayram gününün mutluğunda olan bir çocuk gibiydim.ilk defa bu topraklardan olmuyan hemde benim olmak istediğim yerden gelenler vardı benim yanıma.mensonge dersten sonra beyazıt meydanında onu beklememi temihledi otelden onları alıp gelicem dedi.dersten bitmesini iple çekmekte ve onların nasıl olduklarını merak etmekteydim .derst sonunda hızlı adımlarla beyazıt meydanında soluğu aldım bir muddet bekledikten sonra mensonge ve yanında üç kişiyle bana doğru geldiklerini gördüm içimiçime sığmıyordu sanki ve mensonge geleçek olanların kız olduklarını hiç söylememişti.hem şaşkın hemde sevinçliydim galiba kardeş duygulardı bunlar.tebesumler havada dans ederken bonjour kelimesi ile bir anda kendime geldim ve bildiğim yarım yamalak fransızcayla onlara karşılık vermeye çalıştım.mensonge bu ahmet dedi ve diyerlerinin isimilerini sanki kulağıma fısıldarcasına söylemeye başladı mystere, enigme ve reve.sanki içlerinden birini seçmem gerekeiyormuşcasına bana bakıyorlardı.belkide seçmem gerekiyordu bende reve'yi seçmiştim ve ondan alamıyordum gözlerimi.sanki ihanet ediyordum diğer ikisine ama reve farklıydı, sanki onsuz yoktum ve onun varlığı görünür kılaçaktı beni dercesine sokulu vermiştim onun yanına diğer ikisine sırtımı dönüp.zamanı beraberce öldürdük yarına sözleşipte ayrılana dek.reve'nin güzelliği ilk defa benim için yarın belkide tüm geleceği anlamlı kılmıştı.
...
eğer gebeysem aşka
umutsuz yarınlara inat
dik tutarım başımı
bir başkaldırıdır benim kisi
kaderi alaşağı etmenin
mühürlenir dudaklarım
suskunluğun verdiği dilde konuşmak için
bir varoluştur yeniden
aşkı doğurmaksa amaç
sancılarım aşar beni
bir devrim slagonudur feryadım
umutsuz yarınlara inat
dik tutarım başımı
bir başkaldırıdır benim kisi
kaderi alaşağı etmenin
mühürlenir dudaklarım
suskunluğun verdiği dilde konuşmak için
bir varoluştur yeniden
aşkı doğurmaksa amaç
sancılarım aşar beni
bir devrim slagonudur feryadım
...
dün gece öldürdüm birini
tıpkı sen gibiydi o da
kaderinin intiharında
yaşamın sancısındaydı
mevsimleri bilmez
güneşi görmez idi
bir şaraba mahkum
iki dudak arası bir aşktı onun kisi
benzerdi sana aynı dertten ötürü
sen bir hiçe o geçmişe sevdalıydı
muzdaripti şeytandan yana
yenildi bir gürgen ağacına
tıpkı sen gibiydi o da
kaderinin intiharında
yaşamın sancısındaydı
mevsimleri bilmez
güneşi görmez idi
bir şaraba mahkum
iki dudak arası bir aşktı onun kisi
benzerdi sana aynı dertten ötürü
sen bir hiçe o geçmişe sevdalıydı
muzdaripti şeytandan yana
yenildi bir gürgen ağacına
...
uçurtmalar gezinirmiş gök yüzünde
birilerine elveda dercesine
sen esen rüzgara sevdalı
ben elvedanın öfkesinde
birilerine elveda dercesine
sen esen rüzgara sevdalı
ben elvedanın öfkesinde
...
annem'im yad ettiği özlemlerdi
benim hayatım
babamın aradığı huzurum
saklı kalmış rüyalarında
varlığına gebeli bir olgu
ne sözdeydim nede görünürde
saklı kalmıştım bilinmezlikte
bir kelam da ol diyene dek.
benim hayatım
babamın aradığı huzurum
saklı kalmış rüyalarında
varlığına gebeli bir olgu
ne sözdeydim nede görünürde
saklı kalmıştım bilinmezlikte
bir kelam da ol diyene dek.
karayel
uzun bir yolculkta
bir sen vardın birde ben
karayellerin bolca olduğu yerde
gel gitlerdeydik ikimiizde
sıgınaçak bir limandın bana
demir atmayı bile ben bilmezken
açmıştın koynunu bekler gibiydin beni
sanki bir karayelline getir dercesine sevdiğimi
herkezin sığınagı sen
bana düşman kesilirdin bazen
ben karayellini dost edinirdim kendime
sana düşman kesilirdim o günlerde
gitmek isterdim ya bazen sonsuz maviliğe
düşmanını dost belerdin benim için
bense düşman kesilirdim karayele
sırf hasrete düşelim diye...
bir sen vardın birde ben
karayellerin bolca olduğu yerde
gel gitlerdeydik ikimiizde
sıgınaçak bir limandın bana
demir atmayı bile ben bilmezken
açmıştın koynunu bekler gibiydin beni
sanki bir karayelline getir dercesine sevdiğimi
herkezin sığınagı sen
bana düşman kesilirdin bazen
ben karayellini dost edinirdim kendime
sana düşman kesilirdim o günlerde
gitmek isterdim ya bazen sonsuz maviliğe
düşmanını dost belerdin benim için
bense düşman kesilirdim karayele
sırf hasrete düşelim diye...
ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...
susma
sesizliğin bir nedeni olmalı
konuşmanın ve susmanın oduğu gibi
korkma
yanılgıların bir nedeni olmalı
olanların ve yapılanların olduğu gibi
kaçma
gidişlerin bir nedeni olmalı
gidişlerin ve dönüşlerin olduğu gibi
ağlama
göz yaşlarının nedeni olmalı
gök yüzünden düşen damlalarda olduğu gibi
...
sesizliğin bir nedeni olmalı
konuşmanın ve susmanın oduğu gibi
korkma
yanılgıların bir nedeni olmalı
olanların ve yapılanların olduğu gibi
kaçma
gidişlerin bir nedeni olmalı
gidişlerin ve dönüşlerin olduğu gibi
ağlama
göz yaşlarının nedeni olmalı
gök yüzünden düşen damlalarda olduğu gibi
...
ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...
kurumuş yaprak topladım sana
umutsuz günlerden kalan
uzun zaman oldu belkide
unutmak umudu umutlandırmakmış
yeni yeniden dercesine
sana geliyorum
umursamaz adımlarımı geride bıraktım
herşeyi sana getirmek için
ismini getiryorum sana
herkez bilsin diye seni
kendi adımı bile unutmuş olarak
dilde bitmeyen o adla
sen sen diyerek sana geliyorum
...
umutsuz günlerden kalan
uzun zaman oldu belkide
unutmak umudu umutlandırmakmış
yeni yeniden dercesine
sana geliyorum
umursamaz adımlarımı geride bıraktım
herşeyi sana getirmek için
ismini getiryorum sana
herkez bilsin diye seni
kendi adımı bile unutmuş olarak
dilde bitmeyen o adla
sen sen diyerek sana geliyorum
...
...
suskunluğun verdiği güvenle yalnızlar tepesinde erdemli bir duruş sergiliyorum doruk noktasında bir piç gibi.
ASLINDA HERŞEYİ ONLAR ANLATIYOR BEN SADECE YAZIYORUM...
hasrete düştüm
derinden bir ah edip
annenemin dilindeki masalar
ve babamın beni anlatması
hasrete düşürdü beni
86 martında onları ilk kez görmeme ragmen
mart ayında ki o unutulmaz kışın sogunu özler oldum
sobanın sıçaklıgının verdiği hayatı
bir ekmek için çekilen uzun yoları
aydığlına hasret düştüğüm gaz lambasını
özler oldum
onların varlığını bile bilmeden
bir gün biriileri çıkıp onların varlığını yadsıyan şeyler getirdiler bana
bak bunlar sen diye
giden yok gelen var dercesine
zamansalık teorilerin zamanı ortadan kadırp anı ortaya sunması gibi
senin varlığın anın içinde bulunanlarla sınırlı deselerde
inançların bile beni var etmediği günlere inat
ben 86 martında bir gaz lanbası içine annemin ve babamın sözleri ile sıkışıp kalmıştım.
derinden bir ah edip
annenemin dilindeki masalar
ve babamın beni anlatması
hasrete düşürdü beni
86 martında onları ilk kez görmeme ragmen
mart ayında ki o unutulmaz kışın sogunu özler oldum
sobanın sıçaklıgının verdiği hayatı
bir ekmek için çekilen uzun yoları
aydığlına hasret düştüğüm gaz lambasını
özler oldum
onların varlığını bile bilmeden
bir gün biriileri çıkıp onların varlığını yadsıyan şeyler getirdiler bana
bak bunlar sen diye
giden yok gelen var dercesine
zamansalık teorilerin zamanı ortadan kadırp anı ortaya sunması gibi
senin varlığın anın içinde bulunanlarla sınırlı deselerde
inançların bile beni var etmediği günlere inat
ben 86 martında bir gaz lanbası içine annemin ve babamın sözleri ile sıkışıp kalmıştım.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)